Hakki's profileSemiosisPhotosBlogLists Tools Help

Blog


    10/27/2008

    TSK, Bezele/Aktütün'de hatalı değilmiş..

    Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Aktütün olayına ilişkin soruşturmanın tamamlandığını ve Bayraktepe ve diğer bölgelere kuvvet tahsisi, ateş planları, sevk ve idarenin askeri esaslara uygun şekilde yapıldığının belirlendiğini, herhangi bir eksiklik saptanmadığını bildirdi. Orgeneral Koşaner, basında yer alan ''insansız hava aracı'' görüntülerinin hiçbirinin Aktütün olayına ilişkin emare teşkil etmediğini de ifad eetti.

    Taraf Gazetesi'nin yayınladığı görüntüleri de yalanlayan kara kuvvetleri komutanı 2 Ekim gününe ait olan görüntülerdeki kişilerin ise terörist değil, Şemdinli'de boş olan bir köyde ekin yapan çiftçilerin olduğunu açıkladı.

    Kaynak

    Peki bu açıklama üzerine halkımız ne düşünüyor:

    muçhi avcı: komik trajedi

    ya bari milleti mantıklı açıklamalarla kandırın bütün teröristler hep ekin mi ekiyo hemde bu mevsimde yani :)

    mexfi571: Hata yoksa

    Eger askeri hata yoksa su sonuc cikiyor; 1)Karsidaki capulcu surusu bizim ordudan da daha hatasiz idi ya da basariydi! 2)Askeri hata yok ama diger konularda cok buyuk hatalar var. Klasik CHP ve bence 1923de beyinlerini dondurmus zihniyetin mantigi; iyi birsey yaparsin begendiremezsin, kotu birsey yaparsin ustune gelmeyeni kalmaz. Ama onlar iyi birsey yaptimi( gorulmus mu?)mukemmeldir, hata yapildimi ben degil o degil kim?Komutanin dedigi gibi aktutune ben mi gitseydim.

    murat karakuş: suçlu bu millet galiba

    çocuklarımızı askere göndermeden askeri eğitim vermeyip doğu dağları çok sarptır deyip onları alıştırmadığımız için yani aktütünde size kimse sahip çıkmaz orda devlet yok kendinizi iyi korumanız lazım demedik.Deseydik o kardeşlerimiz şehit olmazdı.

    antifaşist: Siz hiç hata yapar mısınız?

    paşa çok haklı herkes hata yapabiliri ama paşalar hata yapamaz. Siz ya bu ülkede yaşayan insanları aptal sanıyorsunuz yada kendinizi çok akıllı. 70 yaşın üstünde olan adamlardan komuta kademesi olursa tabiki hata yapma oranı çok yüksek olur. Sizin yaşınızdakiler yollarda araç kullanırken çok hızlı gittiğini sanıyor ve trafiği felç ediyorlar. Oysa yaptıkları sürat saatte 20 km yi geçmez. Paşa siz 25-40 yaşları arasındaki adamlarla gerek fiziki gerek zihinzel açıdan mücadele edebilirmisiniz ya. Akıl var ya

    mehmet ali: yalan

    aktütün de hatanız yok dağlıca da hatanız yok adam gibi adamları yargısız infaz yapıp askeriyeden atarken hatanız yok yeter artık ya ben size güvenmiyorum adam gibi araştırılsın araştırılamıyorsa bu sistem değişsin askeriyede şeffaflık istiyorum yok öyle "hatamız yok tamam komutanım hatanız yok" adam gibi kamuoyunu aydınlatın 17 evladımız gitmiş orda.

    CAN DÜNDAR: roj tv

    Roj tv bu saldırının günler öncesinden hazırlıklarını saldırı anını ve sonrasını belgesel halinde yayınladı..Bir hafta öncesinden birlik etrafına ağır silahlar yerleştiriliyor hem de güpegündüz.Sayın koşaner otursun o belgeseli seyretsin...Kral çıplak arkadaşlar...

    fehim tastekin: katırlar doçkalar bixiler halay çekenler

    Adamlar laylaylom modunda tek sıra halinde ip gibi dizilmiş geliyorlar.(seyretmeyen kaldı mı?) Katırlarda ise ağır silahlar ve cephaneler yüklü. Madem israilden kiraladığımız insansız casus uçaklar (heronlar) yetersiz kalıyor sınır bölgelerine 5 kmde bir kangal koyalım mutlaka teröre karşı daha etkili ve çevreci mücadele vereceklerdir.Biz suriyeyi bombalayan israil f16larını bile farkedemedik ki yakıt deposunu kazara bulan bir çoban şerefi(ni)mizi kurtardı. Belgeler göze parmak oldu, sözün hükmü kalmadı.

    ebuzerr22: asker

    bunlar ancak bağırmayı çağırmayı bilir suçlusun işte kabul et

    serkan sönmez: dikkkaaaaat

    o zaman şu sorular için soruşturma yapılmalı. 1.golf sahalarının ölçüleri uluslararası normlara uygunmuydu 2.paşanın golf oynarken giydiği kıyafet temiz ve utulumuydu 3.oyuna başlarken top sayısı ne kadardı 4.sonunda top zayiatı varmıydı 5.golf sahasında gorevli askerlerden annesi türbanlı olan varmıydı acilen bilgi verilmesi

    ali celik: gercek bilgiyi hice saymak

    silahli kuvvetlerin anlamadigi yada anlamak istemedigi yuce turk halkinin artik daha bilincli ve arastirmaci oldugu gercegidir sadece kendi verdigi bilginin dogru oldugunu askeri mahkemeyle veya tehditle teyit ettirmeye calisan zihniyetlere artik prim verilmiyor hala icinde bulundugumuz zamani yani 1961 yada 1980 saniyorlar cok yazik birilerinin bunlarin kulagina hangi tarihte ve zihniyette oldugumuzu soylese daha az utanirlar

    Mehmet Melih Ödübek: ASKER HİÇ HATA YAPMAZ...

    AKtütündeki hataların hepsi sivil vatandaşlara aittir.Sizler bilmezsiniz.

    Mustafa SABIROĞLU: Olabilir Ama...

    Sayın Paşam; Olaki sizin dedikleriniz doğru, peki ne diye ilk gün çıkıp bu görüntüler orda ekim yapan çiftçiler demedinizde çok sinirli bir şekilde Milletin karşısına geçtiniz. Milletin ağzı torba değilki büzeceksiniz. Onlar kendilerine göre doğruları yazar sizde kendinize göre doğruları söylersiniz. Ama Millet ne onların doğrusunu nede sizin doğrunuzu istiyor yani gerçekleri görmek istiyor. Birdaha böyle olayların olmaması dileğiyle...

    alparslan türkoglu: bizde yuttuk...

    biz neyin ne oldugunu iyi biliyoruz.kimin yalan söyledigi cok acik belli..halk artik koyun degil ne kötü degilmi:)))

    mesut nefer: Hayırdır inşallah

    Bu mevsimde olayın olduğu tarihlerde Batı bölgelerimizde bile ekin'in e si kalmadı hemde güneydoğuda ekin işi olsun şaşılacak şey. Amacım suçlama değilde atarsan bile küçük at sonuçta hepimiz din kardeşiyiz

    ugur dag: MİLLET DE YEDİ

    adamlar hep aynı yerde belli yeri kazıyorlar ne ekecekler acaba buğdaymı arpamı

    ERDEM ESİN: BİRİNİN YALAN SÖYLEDİĞİ KESİN!

    Biri bu konuda milletin gözünün içine baka baka öyle büyük yalan söylüyor ki, bundan sonra bir ikinci yalanı yakalandığında o birinin milletin yüzüne bakacak hali kalmayacak, baksa da millet onu adam yerine koymayacak. Kimdir o biri-ler-i acaba? Ben biliyorum ama madem paşa öyle demiş son bir kere söylediğini doğru kabul edelim! O gazete ne demişti: 'Bak burası Aktütün sakın Kandil diye bombalamayın!'. Bombalanırsa da şaşırmam haberiniz olsun!

    sefa zengin: Biz Aptalız ya!

    Sayın Koşaner bu kadar milleti aptal gözle bakmanız, acaba sizden mi kaynaklanıyor?

    hamza salman: Kedidir kedi

    Pkk lılar da zaten ufolar tarafından gökten indirilmiştir. 17 askerimiz de grip salgınından ölmüştür.

    Aykut: Ağalar

    Atatürk olsaydı bu kendini General zanedenlere bu memleketi dar ederdi!hele Atatrük ün isminin arkasına saklanarak gerçek işlerinin dışına çıkan siyaset yapan,Doğudaki birlikleri ikinci plana atıp batıda darbe planları yapan,Doğuda sağlam karakol yapmak yerine batıda 16 trilyon harcayarak orduevi yapanları Ordudan derhal atar hatta kel ali ye hepsinin boynunu vurdururdu!Ah Atatürk senin askerin olduğunu iddia edenler artık başarısızlıklarına BAHANE BİLE BULAMAYACAK DURUMDALAR.HATTA İHANETTELER

    ramazan-öztürk: hainler

    yani hertürlü tedbir alindi ama karsidaki hainler isi cok iyi biliyordu o yüzden o kadar sehit verdik öylemi .simdi size soruyorum o hainleri kim kahraman olarak gösteriyor taraf mi siz mi

    aslan:....belli

    herşeyin ayan ve beyan olarak cereyan ettiği bir olayı soruşturmanın bir anlamı yok ki. böyle olacağı zaten belliydi......

    10/26/2008

    Anayasa mahkemesi, Ergenekon gibi, bir rejim örgütüdür

    Bu, iki gün önce, editörün görüşü idi:

    image

    Bu da nihayet, olaydan 48 saat sonra, sağduyu sahibi yazarın görüşü:

    image

    Şöyle diyor Mümtaz'er Türköne:

    Danıştay saldırısı Ergenekon terör örgütü tarafından neden planlandı ve icra edildi? Bu sorunun kesin ve somut bir karşılığı var: "AK Parti kapatma davası iddianamesinde, tam da yukarıdaki cümlelerle yer alması için." Danıştay hâkimlerine yapılan saldırı ve hâkim M. Yücel Özbilgin'in öldürülmesinin tek sebebi, AK Parti hükümetine karşı şu yukarıdaki pasajın yazılmasına ilham vermekti. Doğru mu, değil mi?

    Kaynak

    Hiç bir gerekçe, mahkeme adıyla geçen ama korporatist rejimin hukuk üretme aracı olmaktan başka bir işleve sahip olmayan bu kurumun yapacağı bir iş, alacağı hiç bir karar, isterse bütün özgürlük-seven dünya ulusları bir araya gelip, ortak kınama kararları alsınlar, hiç bir işe yaramaz ve bu kurum kapatılamaz. Isterse Türk halkının yüzde 100'ü, bu kurumun kapatmaya veya islah etmeye söz veren bir partiyi işbaşına getirsinler.. Bu partinin gücü bunu yapmaya yetmez: eğer bu kurumu kapatmak veya islah etmek de dahil, yapılan reform çalışması bu kurumun önüne götürülerse..

    Çünkü bu kurumun, rejimin kendi kendisini sürdürmesi için gerekli hale gelmiştir. Belki rejim ilk doğduğunda böyle bir kuruma gerek yoktu; ama şimdi artık var.

    Bu sebeple, bu gazetenin editörü gibi, ne kendinizi ve ne de okuyucularınızı gereksiz beklentilere sokup Polyanna'cılık oynamayın. Tersine, Mümtaz'er Türköne'nin sorduğu soruya cevap arayın..

    Anayasa mahkemesini bu kararı almaya iten mekanizmanın nasıl işlediğini düşünün.

    Aslında anayasa mahkemesi isimli kurum daha kötüsünü yapacaktı; henüz ayrıntıları ortaya çıkmış değil ama üyelerin çoğunluğunu temsilen başkan yardımcısı Osman Paksüt'ün o tarihte kara kuvvetleri komutanı olan şimdiki genelkurmay başkanı İlker Başbuğ ile yaptığı görüşmenin ürünü çok daha kapsamlı bir hazırlık olabilirdi; fakat yine de alınan karar, hem emsal olarak TBMM'nin anayasa değişikliği yapması yolunu tıkamıştır; hem de AKP'yi hacir altına alarak, belki de "kapanmadan daha beter" etmiştir. Ama mesele kararın neden öyle değil de böyle olduğu değil; konjonktür öyle gerektirdiği için böyle bir karar aldılar. Ayrıntıları bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var: Derin devlet, Ergenekon, Gladio, adına ne derseniz deyin, işlevi sivil siyaset üzerindeki vesayeti sürdürmek olan ana kurum, ana merkez, asker-sivil merkez seçkinleri, Korporatist rejimin sahipleri, bazen durumda vazife çıkartabilecek kadar unsur görüyorlar; bazen durum kendiliğinden yeterli olmuyor onların vazife diye bildikleri şeyi yapmalarına; o zaman bütün otoriter, yetkeci, hegemonik, totalitariyen rejimlerin yaptığını yapıyor ve "düşman" adına, "düşmanın yerine", tahrik (provakasyon) eylemlerine başvuruyorlar.

    Korporatizmin bunu hem "din düşmanı" hem de "etnik düşman" adına yaptığını sayısız örnekle gördük.

    Bunu halkın gözüne bir kere daha gösterme imkanı varken, bunu bırakıp, bir kaç sağduyu sahibi--ama rejimin problematiğine düşmüş--kişinin öfkenin baldan tatlı tarafını dile getiren muhalefet şerhleri ve kınamaları ışığında "mahkemenin bittiği" hükmüne varmak ve bu olmayacak beklentiyi okuyucularına da empoze etmek büyük--hüsnü zan ile ifade edersem--hatadır, imkanı elden kaçırmaktır. İşin doğrusu,  totaliter bir rejimin karşısında, onu körlerin fili tarifi gibi değil, bütünselliğine layık şekilde elen alan, işin özünü gösteren, halka, herhangi bir reformu bu mahkemenin önüne götürebilecek herhangi bir siyasal partiye içinde yer vermeyeyeceği bir parlamento oluşturmaktan başka çaresi olmadığını, ancak böyle bir parlamentonun Türkiye'yi demokrasi zirvesine çıkartacak bir reforma kavuşturacağını her vesile ile hatırlatmaktır.

    10/24/2008

    "Aslında tutarlı adamlar"

    Engin Ardıç, Sabah 2008-10-24

    ...dürüst adamlar.
    Yandaşları arasında "siz demokratsınız, ben cumhuriyetçiyim" diyen de çıktı, adam haklı.
    Çünkü gerek kafalarındaki, gerek uygulamadaki Türkiye Cumhuriyeti, hiç de demokrat değildi!
    "Atatürkçü" olduklarını ısrarla söylüyorlar.
    Doğru söylüyorlar.
    Atatürk demokrat değildi, otoriterdi.
    Kurduğu rejim "bürokrasinin toplum üzerinde vesayeti" rejimidir, İnönü tarafından da pekiştirilmiştir, adamlar asıllarına aykırı bir iş yapmıyorlar!

    Tamamı

    10/23/2008

    Ah çok komik!

    image

    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi  Başkanı Köksal Şengün, tansiyonu mu düşürmeye çalışıyor, yoksa Ergenekon olayının yoğunuğunu mu?

    Sanık avukatları: "Burada geçen her dakika sanıkların zamanından çalıyor. Meslektaşlarımı, dünden beri maraza çıkaranları terbiyeye davet ediyorum"

    Müdahil avukatları "Bizi kimse terbiyeye davet edemez"

    Mahkeme Başkanı Köksal Şengün: "Efendim, sizi kimse terbiye edemez" (gülüşmeler)

    Kuyumcu Hayrettin Ertekin: Evliyim, çok sevdiğim bir eşim var ve bir de çocuğum var.

    Mahkeme Başkanı: Çocuğunuz hakkında bir şey söylemediniz. (Gülüşmeler)

    Hayrettin Ertekin: Hepsini aynı derecede seviyorum.

    Bu işten bir iki cinayete azmettirme ve bir kaç ruhsatsız silah bulundurmadan başka bir şey çıkmayacağı hemen hemen belli ise de, mahkeme başkanlarının komiklik yapmaya kalkması, sadece komik oluyor!

    Muhalefet üyesi bulunmayan bir meclis ile yeni Anayasa.. Başka çıkış yok

    image

    Bu mahkeme kompozisyonu daha 10 yıl değişmeyeceğine ve CHP'li veya MHP'li bütün üyeler de Kemalist Korporatizm'in talebiyle her türlü özgürleştirme amaçlı yasamayı iptal için mahkemeye götüreceklerine göre, tek çare vardır özgürlük ve demokrasi için:

    Halkın içinde özgürleştirme fikrine karşı hiç bir üyenin bulunmadığı bir mecles kurması ve o meclisin ülkeye çğdaş ve demokratik sistem öngören bir anayasa getirmesi. Bu anayasa, anayasa mahkemesi isimli ama kendisi mahkeme değil sadece Korporatizm'in devamı için hukuk üretmekle görevli bir kuruluş olan kurul devreye giremeyeceği için kesinleşecek ve onun demokratik hükümlerine göre yasamaya yeniden şekil verilecektir. Bu demokratik yasamada, böyle bir anayasa mahkemesi olmayacağına göre geriye sadece TSK'nın korporatist merkezin merkezi olmaktan kurtarılması kalıyor.

    Ki bunun için Türk halkının yetki vermesi gerekmez, aynı zamanda bu siyasetçilere Allah'ın cesaret vermiş olması da gerekir!

    10/21/2008

    Korporatizm ölmedi, yaşıyor..

    İnsanoğlu kolaycıdır; kendi kendisini çok kolay aldatır. Bunca delili ve sanığı kimin hangi sebeple kendi kucağına ittiğini savcısının bile bilmediği bir Ergenekon davası ile, ülkeye demokrasi geldiğini, derin devletin yok olduğunu, ülkede kargaşa çıkartarak askerî darbe için zemin hazırlama çabalarının bittiğini sananlar, ne denli kolay aldandığımızın başka bir kanıtı.

    Korporatizm, vazgeçemeyeceği iki kalesinden birisi olan Kürt etnik kimliğinin siyasal ifadesini bulabilmesi için yapılan meşru çalışmaların önünü kurdurduğu bir çok örgüt ile kesti; ama samimi-samimiyetsiz Kürt-Türk, çok insan PKK'yı ve onun hapishanedeki liderini hala Kürtlerin meşru iradesi ve bunu meşru temsilcisi sayıyor!

    Oysa bakın; Ergenekon lafı ortaya çıktığı günden bu yana iki şeyin yoğunluğu ve sıklığı nasıl artıyor: Bir taraftan korporatizmin yasal örgütlerinden CHP'nin eliyle, merkez-dışı siyasal oluşumun (yani AKP'nin) da sistem partileri gibi yolsuzluklarla hemhal bir kuruluş olduğu mesajını vermek için ne mümkünse yapılıyor! Diğer taraftan korporatizmin yasa-dışı örgütlerinden PKK eliyle, silahlı kuvvetlere baskın üzerin ebaskın yapılıyor ve sivil alanda ülkenin altı-üstüne getiriliyor.

    Tam Ergenekon davasının başlayacağı sırada PKK liderinin yeni bir "gardiyan sertliğine" maruz bırakıldığı gerekçesiyle ülkeyi topyekun kalkışma haline sokmasının başka bir sebebi var mıdır?

    DTP, nasıl olur da bu ilişkiyi göremez? DTP, PKK'nın ve liderinin Kürt sorunun çözümünde, çözüm değil sorunun bizzat kendisi, çözümsüzlüğün devam etmesi için araç olduğunu nasıl farketmez?

    Birileri, Ergenekon'un 1 Numarası'nın Fenerbahçe Orduevi'nde, yeni örgütlenmeler üzerinde çalıştığını söylemiş.

    image

    Kaynak

    Korporatizm'in kendi kendisini sürdürecek ideolojiyi ve eylemi üretmek üzere Ergenekon gibi tonla örgütü olduğu belli. Bir başka deyişle bir Ergenekon biter, diğeri başlar.

    Libertariyenlere düşen, Ergenekonlarıyla, PKK'sıyla, CHP'siyle, MHP'siyle, Korporatist rejimin bir bütün olduğunu asla gözden uzak tutmamak ve özellikle müslümanca yaşamak veya Kürt etnik kimliğine siyasal ifade kazandırmak için yapılacak reformların, ancak ve sadece Korporatizm yerini demokrasiye bıraktığı zaman mümkün olabileceğini unutmamaktır.

    Ama sağıyla-soluyla libertariyen sınıfına girebilecek insanların çoğunun bu ferasetten uzak olduğu acı şekilde görülüyor.

    10/19/2008

    Gül: 'AB için acelemiz yok'

    image

    Belli oluyor!

    Kaynak

    10/18/2008

    'Gerisini sen düşün Başbakan Erdoğan!'

    Gökhan Özgün

    Taraf, 18 Ekim 2008 Cumartesi

    'Gerisini sen düşün Başbakan Erdoğan!'

    Nisan"ın ertesi günü gazetelerini, bul, oku, başbakan. Bak bakalım kaç kişi doğru yerde durmuş, kaç kişi yanlış?
    Artık ben bilemiyorum, o zaman neye doğru diyordun? Neye yanlış? Şimdi neye doğru diyorsun? Neye yanlış? O zaman yanlış yerde duranlar, şimdi doğru yerde mi duruyor? Yoksa, o zaman doğru yerde duranlar, şimdi yanlış yerde mi?
    Ben bunun içinden çıkamam. Sen nasılsa çıkarsın içinden. Çünkü "doğru" yerdesin. "Doğru" yerdekilerin içinden çıkamayacağı hiç bir "iş" yoktur bu memlekette.
    Artık ne dediğin anlaşılmıyor başbakan. Ama nerede durduğun allah için her yerden görünüyor. Evet, doğru yerdesin. Artık, hem niyetsizsin hem de büyük kısmet peşindesin. Hem böyle bir abesle iştigal edip hem de kazançlı çıkmak için en doğru yerdesin. Türkiye"desin.
    Geçen sene yanlış yerdeydin. Düzelttiler.
    Bu memlekette yalnızca "doğru yerler" vardır. Başka da bir şey yoktur. Dosdoğru hakikatler yoktur mesela. Unutmuştuk. Hatırlattın başbakan.
    Ertuğrul Özkök"le yeni bir söyleşi vakti gelmedi mi başbakan? Hem artık "doğru yerde" buluşursunuz. "Doğru yerde" oturursunuz. Yeter ki doğru yerde durun, ondan sonra istediğiniz kadar eğri konuşabilirsiniz.
    Onlar zaten senle birlikte daha "doğru" işler yapmak için "uzlaşmak" istiyorlardı başbakan.
    Onlara dikkat et. Hiç yanlış yere düşmezler. Onların siyaseti yanlış yere düşmeme siyasetidir. Bak, Irak"ta jet uçuran Ertuğrul Özkök şimdilerde senin dış politikana hayran. Niye mi? Çünkü artık doğru yerdesin. Doğru yeri asla kaybetmeme siyasetindesin.
    Mesele "doğru" yerse, sakın yanlış anlama başbakan, ama onlardan, hasmın ilan ettiklerinden öğreneceğin çok şey var. Çünkü, doğrunun ve yanlışın bu memlekette "yer"den ibaret olduğunu onlar ezelden beri biliyorlar.
    Bir, yeri olanlar vardır bu memlekette, bir de, yeri olmayanlar. Yeri olanlar, doğru yerdedir. Yeri olmayanlar, yanlış yerde. Bütün ama bütün mesele bundan ibarettir. Gerisi hikâye.
    Geçen sene senin de yerin yoktu başbakan. Yanlış yerdeydin. Bu sene yerli yerindesin maşallah.
    Kapatma davasının ertesinde gazetelerde yazılanları tekrar oku başbakan. Kim doğru yerde, kim yanlış yerde, bize bir söyle. Üzerinden çok zaman geçmedi, doğrular yanlışlar aynıdır. Ama, belli ki seninle birlikte "yer" değiştirmişler.
    Aydın Doğan"ın Hilton için dediği gibi, boşuna mı edindin bu yeri sen de başbakan? Arkadaşların yardımıyla orayı "doğru yere" çevirirsin artık.
    Artık yavaş yavaş doğru yerde duruyorsun zaten. Senden önceki bütün başbakanların durduğu yerde duruyorsun.
    Doğru yer orası, biliyorsun. Çünkü orada durduğun vakit, başın birilerinin ayaklarına değiyor. Kimin ayaklarına değiyor söylemeyeyim. Başı da ayağı da rencide etmeyeyim.
    “Biz doğru yerdeyiz, gerisini yanlış yerde duranlar düşünsün” demişsin, başbakan. Ne güzel demişsin. Ama bunu daha iyi ifade edebilirdin.
    Bak işte burada uzman görüşü veriyorum sana başbakan. İşim buydu, yıllarca kelimelerle uğraştım. Her ifadenin en kısasını, en vurucusunu aradım.
    Senin söylediğini senden daha iyi ifade eden biri vardı bu memlekette. Kulakları çınlasın, Yasin Hayal. (Kime niyet, kime kısmet...)
    “Akıllı ol Orhan akıllllı” derken Orhan Pamuk"a, aynı şeyi söylüyordu. "Doğru yeri" işaret ediyordu. "Doğru yerde" dur Orhan, yoksa "gerisini sen düşünürsün" demek istiyordu.
    Yasin Hayal"in ifade gücüne sahip olmanı temenni ederim, başbakan. Aynı derdi senden daha iyi, daha kısa ve daha vurucu anlatmış. Gerisini artık sen düşün başbakan. Sen düşün.
    Duydun mu başbakan?.. Şehit anası Havana Yeşil, Başbuğ"a hitaben “.... bu iddialar doğru mu, bana cevap vermek zorundasınız” demiş.
    Ne diyelim şimdi ona? Yanlış yerde mi duruyorsun diyelim? Çünkü yanlış yerde duruyorsa, belli ki "gerisini o düşünecek" Çocuğunun mezarının başı yanlış yer midir?
    Doğru yerdesin, başbakan, doğru yerde.
    Doğru yerde duranların zaten iyi kötü "bir hukuku" vardır bu memlekette. Başka hukuka da ihtiyaçları yoktur. Gerisine de karışmazlar. Yani, bir şey daha anlaşıldı bu vesileyle başbakan, yeni anayasa manayasa, artık Hak getire. Belli ki doğru yerde duranların gerisini düşünmeyen "hukukuyla" idare edeceğiz.
    Biz yanlış yerdeyiz. Doğrudur. Çünkü durduğumuz yerde başımız kimsenin ayaklarına değmiyor. Dilimiz de hayasızların diline dolanmıyor. Gerisini de artık sen düşün başbakan, sen düşün.

    10/17/2008

    "Genelkurmay başkanına burada sesleniyoruz!"

    image

    Kaynak

    "..

    Paşa! Paşa!
    Öncelikle karşınızdakiler bu ülkenin vatandaşlarıdır, emir subaylarınız değil. Öyle parmağınızı sallaya sallaya konuşamazsınız. 
    Sizin selefleriniz 1960’ta, 1971’de, 1980’de, 28 Şubat’ta bizim dedelerimizi, babalarımızı annelerimizi sindirmiş, korkutmuş olabilir. Ancak dünya çok değişti. Biz de çok değiştik. Görünen o ki siz aynı kalmışsınız.
    Hiddetinize, öfkenize boşuna dünyadan ortak aramayın. Sizin her ordu dediğiniz, olsa olsa her gün darbe olan muz cumhuriyetlerindeki ordulardır. Medeni bir ülkenin Genelkurmay Başkanı sizin gibi bir konuşma yaptığı anda apoletleri sökülür.

    ..."

    Aktütün'e golf sahası yapılsın

    image

    ".. Komutanlarımız yorulmasın sağa sola gitmekten, hem de askerinin başında olmuş olur..."

    Kaynak

    10/16/2008

    "Bakın ben size dostça bir şey söyleyeyim general!"

    16.10.2008 10:35

      Ahmet Altan

      Taraf

    Genelkurmay Başkanı'na...


    Siz böyle saygısız, nezaketsiz, tehditkar bir konuşma üslubunu benimseme cüretini nereden buluyorsunuz?

    Ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyor mu sizin?

    Siz kimi korkutmaya çalışıyorsunuz?

    Korkutabileceğinizi inanıyor musunuz gerçekten?

    Bakın ben size dostça bir şey söyleyeyim general?

    Vazgeçin bu kaba tehditlerden...

    Öfkeli jestlerden, asabi mimiklerde.

    Bunlar bizi korkutmaya yetmez.

    Ha, sanmayın ki bu ülkede 'derin devlet' dendiğinde kimin kastdedildiğini bilmiyoruz, sanmayın ki patlayan arabalardan, ensesinden vurulan adamlardan haberimiz yok.

    Sadece umrumuzda değil. Bunu anlayabiliyor musunuz?

    Bazı insanları, ülkeleri özgür ve mutlu olsun diye herşeyi göze alabileceğini kavrayabiliyor musunuz?

    Bunu kavramaya çalışın.

    Bırakın korkutma çabalarını.

    Bunlar yakışıksız işler.

    Üstelik gerçeği ortaya çıkarma çabasından bizi vazgeçirmeye de yetmez.

    Siz birşeyler söylediniz dün.

    'Herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya" davet ettiniz galiba.

    Siz 'oğru yerin' yerin neresi olduğunu biliyor musunuz?

    'Doğru yer' neresidir biliyor musunuz?

    Doğru yer insanın mesleğini dürüstçe ve gereklerini yerine getirerek yaptığı yerdir.

    Biz 'doğru yer'de duruyoruz.

    Mesleğimizin gereğini dürüstçe yerine getiriyor ve gerçekleri yıllardır yalanlarla kandırılan bu halka açıklıyoruz.

    Siz doğru yerde durmuyorsunuz.

    Kendi mesleğinizin gereklerini yerine getirmiyorsunuz.

    Sizin mesleğininiz gereği, size emanet edilen o genç askerleri korumaktır.

    Karakol baskınını an be an gösteren kamera kayıtlarına rağmen, gerekli tedbirleri almamak, istihbarat raporlarına aldırmamak, çatışma başladıktan sonra yeterince yardım göndermemek ve o çocukları ölüme göndermek sizin suçunuzdur.

    Görevinizi yerine getirmediniz.

    Neden?

    Niye o çocukları korumadınız?

    Bunun için yargılanmanız gerektiğini biliyorsunuz değil mi?

    Tabi savcıların sizi mahkemeye çağırmayacağına, sizi yargılayacak bir merci olmadığına güveniyorsunuz

    Ama bu yargılanmanız gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.

    Tabi bir de istifa müessesesi denilen bir şey var.

    Sanırım sizin o müesseseden haberiniz bulunmuyor.

    Başbakanın, hükümetin, parlamentonun sizden hesap sormaması da sizi cesaretlendiriyor.

    Ama bir de halk var bu ülkede.

    Gerçekleri duymak isteyen bir halk.

    Ve o sizin peşinizi bırakmaz.

    Arkanıza kuvvet komutanlarını alıp kameraların karşısına geçerek asabi bir şekilde medyaya verdiğiniz 'muhtıra' bu gerçeği değiştirmez.

    Siz bize Aktütün'ü anlatın.

    O çocuklar niye öldü?

    Niye baskını önlemediniz?

    Bir de pek anlamadığımız bir sözünüz var.

    'Bu tip saldırılar karşısında her ordunun vereceği cevap ve tepki bellidir'

    Ne demek bu?

    Birincisi bir saldırı yok, saldırmıyoruz, gerçekleri açıklıyoruz.

    İkincisi, 'Her ordu' böyle eleştiriler karşısında nasıl tepki veriyor?

    Siz nasıl tepki verdiklerini bilmiyor musunuz?

    Gelişmiş ülkelerde böyle bir facianın sorumlusu olanlar derhal görevlerinden alınıp yargılanırlar.

    Ama sizin aklınızdaki bu değil, açıkca anlaşılıyor.

    O zaman, nedir o?

    'Ordunun vereceği tepki'?

    Ordular kendilerine saldıran 'düşman'ı yok etmek için eğitilirler.

    Bizim gerçekleri açıklamamızı bir 'saldırı' olarak nitelendirdiğinize göre bizi de 'düşman' olarak görüyorsunuz.

    Eee, ne yapacaksınız?

    Saldıracak mısınız, gazeteyi mi bombalayacaksınız, F 16'ları mı göndereceksiniz?

    Siz ne dediğinizin farkında mısınız?

    Baskını daha önceden bildiğiniz halde o çocukları korumayacaksınız, bunu açıklayan gazeteleri de 'ordu tepkisiyle' korkutmaya çalışacaksınız.

    General, 'doğru yer'de durun.

    Haddinizi aşmayın

    Bizim ülkemizde, 70 milyon insanın boğazından kesip verdiği paralarla ayakta duran bizim ordumuzla, bizi tehdit edemezsiniz.

    Ordu, sizin hatalarınızı kapatmak için kullanacağınız bir tehdit aracı değildir.

    Haa, bir de 'bölücü terör örgütünün eylemlerini başarılı gibi gösterenler, akan ve akacak olan her damla kanın sorumlusu olurlar' sözünüz var.

    Bakın bunu doğru söylüyorsunuz.

    Ama, 'başarılı gösteren' kim?

    Baskının önlenmediğini açıklayan gazeteler mi, yoksa baskını bile bile önlemeyenler mi?

    O kandan kimin sorumlu olduğunu anladınız mı?

    Sorumluluğu hissediyor musunuz?

    Hissetmelisiniz ve tehditleri bırakıp gerçekleri açıklamalısınız.

    Tehditlerinizden ve üslubunuzdan hoşlanmadık.

    Gerçekleri söyleyin bize.

    Gerçekleri...

    Biraz cesaret yeter buna. Cesaretiniz de öfkeniz kadar büyük olduğunda

    bize gerçekleri söyleyeceğinize eminiz.

    O günü bekliyoruz.

    10/15/2008

    En iyi savunma saldırıdır!

    Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ, Taraf gazetesinin ele geçirdiği ve halka açıkladığı istihbarat videolarının ortaya serdiği ağır ihmal, beceriksizlik, komuta zafiyeti üzerine dile getirilen "derin ihmal" kuşkularına cevap verdi.

    Cevabı cümle cümle ele alalım ve orgeneral Başbuğ'un saptığı mugalata, düştüğü mantık hataları ve en sonunda kendisi için kendi verdiği "suçlu" hükmünü irdeleyelim.

    Genelkurmay başkanı "Herkes anlasın ki bu olay bölücü örgüt açısından adeta bir intihar saldırısıdır," diyor. Her ne kadar terör örgütünün görünen baş sorumlusu, dünkü demeçlerinden birinde bunun böyle olmadığını söylemişse de ("Biz her zaman sınırsız ve her yerde şiddeti dayatmayı doğru bulmuyoruz.. Bizim daha harekete geçmeyen ‘Ölümsüzler Taburu’muz var. Eğer şiddet denilirse bu hareketin ve bu halkın kendini şiddet yöntemiyle savunma gücü çok daha fazladır”) terör örgütünün saldırının intihar saldırısı olup olmamasının konuyla ne alakası var? Konu şu: Bir aydır belirli bir karakola yönelik olarak PKK mensuplarının tahkimat yaptığı görülüyor. Bunu askerlik uzmanı olmayanlar bile gösterilen videoda açıkça görüyor. Genelkurmay başkanı diyebilir ki: Bu videolar yanlıştır; bunların olayla ilgisi yoktur; bu görünen kişiler, katırlar, havan topları, silahlar PKK'ya ait değildir; bu yerler Bezele/Aktütün karakolunun karşısındaki tepenin arkası değildir!

    Bunları söyleyebiliyor mu Başbuğ? Yani bir düşman kuvvetinin karşısındaki kuvvete intihar amacıyla saldırıya geçmesi ile intihar amacıyla geçmemesi arasında ne fark vardır? Her saldırı, hatta her savunma hazırlığı intihardır! 30 yıldır Türkiye'de askere giden her genç bilir ki, bir çatışma halinde şehit düşebilir. PKK denen terör örgütüne katılan Kürt gençleri de herhalde dağlarda çiçek toplamak için bu kuvvete katılmadıklarını biliyor olsalar gerek. Paşa sinirle ve parmağını dinleyenin gözüne sokacak gibi "Bunu herkes anlasın!" diyerek bize ne söylemiş oluyor? İntihar saldırısı yapan PKK ile intihar saldırısı yapmayan PKK'ya karşı savunma farklı mı sonuç veriyor? Eğer PKK intihar için saldırıyorsa, TSK'nın yenilgiye uğramaması ve tahkimat yapan PKK mensuplarına karşı önlem alması, onları toplandıkları yerde saldırıya başlamadan vurması imkansız mı olmuş oluyor?

    Mugalata (bir beyana, mantığın 13 kuralından herhangi birini ihlal ederek cevap vermek) Sokrat'tan beri kimsenin işine yaramadı ve Başbuğ'un da yaramıyor. Mugalata da zırva gibi hiç bir zaman tevil götürmedi! Götürmüyor.

    Başbuğ devamla, "Orada çarpışan askerlerimiz açısından ise bu bir kahramanlık destanıdır," diyor.

    Evet biliyoruz: 21 yaşındaki bir asteğmenin komutasında bir avuç asker--ki aralarında her zamanki gibi Kürt de var, Çerkez de var, Arap da var, Türk de var--tıpkı Çanakkale'deki dedeleri gibi, kahramanca direndiler ve şehit düştüler. Biz buna Allah'ın varlığına ve adaletine şahit olma anlamına "Şehit olma" diyoruz; onları ölü saymıyoruz. Müslümanlara göre şehitler, ölü değildirler, ama gerçek durumu biz bilmiyoruz. Şimdi bu özverinin,  bundan öncekiler gibi gereksiz ve istense bir hafta içinde tamamen durdurulabilecek bu şehadetlerin tanık olduğu kahramanlığın arkasına sığınarak, golfçü paşalar ve hastaneden çıkmayan, "Ben mi gidecektim Aktütün'e?" diyen komutanların elde edebileceği nedir? 17 ve belki de daha çok çocuğun ölümüyle, ortadaki açık ve seçik ihmal ve komuta zaafının hesabı sorulamaz mı olmuş oluyor? Tam tersine! Sorulan hesap bu çocukların neden bu en büyük, nihai fedakarlığı yapmak zorunda bırakıldığıdır.

    "Olayın akabinde her zaman olduğu gibi olayın bütün boyutlarının incelenmesi görevi 2. Ordu Komutanlığı'na verilmiş" de, "kendine olan güveni tam olan bir kurum olarak" TSK, "Bu incelemenin sonuçlanmasını müteakip elbette kamuoyuyla paylaşılması gereken hususlar[ı] bilgi olarak" erecek imiş.

    Oh, ne kadar memnun olduk! Soruşturma açmışsanız, kaç gün alacak bu soruşturma? Neyi soruşturuyorsunuz? Gazetelerin sorduğu sorular belli ve kamuoyu vicdanında soruşturma sonuçlandı bile. "Kendine güveni tam" olmak ne demek oluyor bu durumda? "Biz hata yapmayız; elbette soruşturma sonunda kimsenin hata yapmadığı ortayaçıkacaktır!" mı demiş oluyor genelkurmay başkanı? Birinci cümlesi, zaten, bu soruşturmadan vicdanen nasıl temize çıktıklarını belirtiyor: Bu bir intihar saldırısıdır ve dolayısıyla yapılabilecek fazla bir şey zaten yoktu! Askerlerimiz de yapılacak olanı yapmış ve kahramanca ölmüşlerdir! O zaman ikinci ordunun yapacağı soruşturma neyi ortaya koyacak? Amerikan uçaklarından gelen video görüntülerini gerçek zamanlı olarak gören ve yeri-yurdu ve miktarı belli PKK teröristlerinin toplandığı yeri bilen komuta kademesi gereken karşı önlemi alıp bu toplanma yerlerine karşı saldırı yaptırtmamıştır. "Neden yapılmamıştır?" veya "Kim yapmamıştır?" diye bir araştırma yapılmayacağı bizatihi bu açıklamadan belil değil mi? (Bizim neyi bilmemiz gerektiğine de kendileri karar verecekmiş! Bu da ayrı bir mevzu! O kadarkendine güvenen bir ordu, acaba bu soruşturmanın neden bağımsız bir heyet tarafından yapılmasına razı olamıyor? Neden herşeyin tamamıyla ve olduğu gibi halka açıklanmasına evet diyemiyor?)

    Bu videolar ve jandarmanın  diğer istihbarat raporları gizli imiş de, "bu bilgileri sızdıranlar ve bu gizli bilgiler[i] kullananlar hakkında da adli işlemler başlatılmış" imiş! İyi, güzel! Ama konu bu da değil. Konu, artık gizliliği kalmamış olan, hepimizin bildiği bu bilgilerin ortaya koyduğu gerçeklerle ilgili olarak ne yapıldığıdır. Söz gelimi bir aydan bu yana Aktütün'e karşı tahkimat yapan PKK teröristlerinin bastırılması ve yok edilmesi için ne gibi toplantılar yapıldı; hava kuvvetlerine ne görev verildi? (Bunu ikinci ordu komutanı ne bilsin? Bunu bilecek olan bizzat genelkurmay başkanı değil midir?) Düşmanın saldırı odağı haline gelen bir birliğin başına neden 21 yaşındaki bir assubaydan daha deneyimli bir komutan gönderilmedi?

    Eğer ABD'den alınan istihbaratın ve jandarmanın topladığı diğer bilgilerin gereği yerine getirilmiş olsa idi, PKK 17 askeri öldürdüğü bir saldırı yapamamış olacaktı. Eğer PKK'nın bir saldırıda 17 askeri öldürmesi onun başarılı olduğu anlamına geliyorsa, ve ".. bölücü terör örgütünün yaptığı eylemlere başarılı gibi gösterenler, akan ve akacak olan her damla kanın sorumluluğuna ortak olurlar" ise PKK'nın bırakın başarılı gibi gösterilmesini ama gerçeken başarılı olmasını sağlayanlar neye ortak olmuş oluyorlar?

    Başbuğ bu cümlesi ile kimi mahkum etmiş oluyor?

    PKK'nın bu veya benzeri saldırılarında öldürdüğü asker sayısına bakarak ona başarı primi biçen kimse görmedim ben PKK yayın organları dışında! Ama ortada somut bir gerçek var: PKK saldırıya hazırlanıyor, sen bunu biliyorsun ve buna engel olmuyor bu hazırlığı bozmuyorsun. PKK bu hazırlığını tamamlayıp eyleme geçiyor ve senin 17 askerini öldürüyor. Şimdi "başarı" kelimesi nasıl tanımlanırsa tanımlansın, bu bir planın arzu edilen sonuca ulaşması mıdır? Evet! Senin görevin buna engel olmaktı. Olabildin mi? Hayır.

    Senin kendi ifadenden anlıyoruz ki, PKK ile savaşta PKK'nın başarılı olduğu izlenimini vermek, Türkiye halklarının maneviyatını sarsar, ve onları vatanlarının birlik ve dirliği konusunda kuşkuya düşürür; onların kurdukları savunma sisteminin işlemediği zehabına kapılmalarına yol açabilir. Eğer PKK'nın bu girişimi akim bırakılsa ve bir takım gazeteciler, "Yok, herşeye rağmen PKK başarılı olmuştur" dese idi, o zaman onlara "Halkın menaviyatını bozuyor ve teröriste yardım ve destek sağlıyorsunuz" derdik. İngilteresinden ABD'sine, İspanyasından Almanyasına kadar bütün uygar ülkelerde teröriste manevi yardım sağlayacak şekilde yazı yazmak yasaktır! Ama burada sorun bu değil. Burada bir ülkenin savunma gücü, geldiğini bildiği teröriste karşı önlem almamış; ve savunduğu üç tepeyi, kendileri bırakıncaya kadar teröristlere kaptırmıştır. Şimdi, onlara bu üstünlüğü sağlayan, elindeki istihbarata rağmen onlara daha büyük bir güçle engel olmayanlar değil midir?

    İlker Başbuğ, "Herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya" davet ederken önce bu davete kendi komutasındaki komutanların icabet etmesi gerektiğini bilmelidir.

    ***

    Bütün bu olup bitenden çıkartılan sonuç "derin kuşku" diye özetleniyor. PKK, başını askerlerin çektiği, askerler üyeleri arasında olmasa, yarım saatte dağıtılabilecek bir vesayet rejimi koalisyonunun devamını sağlamaya kararlı bir çekirdek kadro, muhtemelen bu ihtibaratın yeterince değerlendirilmesini önleyerek (bu önleme hali derin ihmal, yani derin devletin, normal görevlilere yaptırttığı ihmal hali oluyor)  ve PKK'ya Aktütün'ün savunma zaaflarını bildirerek (derin komplo), vesayet sisteminin ayakta kalabilmesi için gerekli iki payandadan birisi olan Türk-Kürt düşmanlığını körükleme amacına hizmet etmiş olabilir. Onlar bunu sürekli yapıyor; vesayet sisteminin ayakta kalabilmesi için ne gerekliyse ona başvuruyorlar. Bu kadro mutlak iyi-kötü  kavramlarına dayanan bir ahlaka değil, kendilerine göre tanımlanan bir "çoğunluk için iyi" kavramına dayalı ahlak zemininde duruyorlar. Onlar, kendi kendilerine önemli saydıkları bir "iyi"nin sürdürülmesi, kendilerince korunması gaerekli bir "değer"in korunması için "az"ın yanmasında bir sakınca görmüyorlar. Büyük çoğunluğun objektif yararı için, küçük azınlığın (Aktütün'deki 17 askerin, mesela) subjektif yararının ihmal edilmesi mümkün onlar için.

    Onlar için "iyi" ve "değer" olan şeyi Boğaziçi Üniversitesi eğitim fakültesi dekanı dün açık ve seçik ifade etti. ("Ben [başörtülü okumanın] özgürlük olduğuna inanmıyorum, özgürlük olduğunu kabul etmiyorum! Bu davranışı Türkiye'yi esaretten ve cehaletten kurtaran bir siyasi akıma karşı çıkmak olarak görüyorum!..”) Onlar için, çoğunuğu--yine onlara göre tanımlanmış--bir "esaretten ve cehaletten kurtarma" ihtiyacı vardır ve bu ihtiyacın gerektirdiği mücadele, şu anda, (1) İslam'ı kişisel yaşamında bir hayat tarzı olarak benimsemek ve (2) Kürt etnik kimliğini dermeyan etmek isteyenlere karşı verilmelidir, verilmektedir. Konuşun herhangi bir Ergenekoncuyla.. Bırakın Ergenekoncu'yu; Kemalizm'i Hablemitoğlu'nun tanımladığı biçimiyle kendisine kişisel mürşit ve ülke için de hegemonik bir ideoloji olarak benimsemiş herhangi bir "ulusalcı" kişiyle.. Bir saniye bile düşünmeye  ihtiyaç duymadan, ("vatan" kavramını kendisi tanımlamak şartıyla) "Vatan söz konusu olduğunda herşey teferruattır!" diyecektir. Gözünü kırpmadan ülkeyi ve halkı biz ve onlar diye ikiye bölecektir. Ve "bizim" galebe çalmamız için, arada "bizden" bazı azınlıkların nihai fedakarlık (ölmek) de dahil, her türlü fedakarlığı yapmasına gözünü kırpmadan evet diyecektir.

    Korporatizm budur; onun hegemonik ideolojisi, totalitaryandır, bütüncüldür; hayatın her veçhesini düzenlemeye kararlıdır.

    Hesap da vermez; tersine hesap sorulduğunda masaları yumruklar, parmağını insanın gözüne sokar ve karşısındaki, kendine göre bir tanımla hasım saydığına yine kendine göre doğru yerde durmayı emreder.

    Bakalım nereye kadar? Bu kez bu emirlere pek aldırış eden yok!

    10/14/2008

    Hükumet, ne zamandan beri devlet adına konuşabiliyor?

    AKP'li Adalet Bakanı, işkence sonucu ölen bir sanık dolayısıyla "devlet adına" özür dilemiş.

    image

    Kaynak

    Kim vermiş bu yetkiyi bakana? Ne zamandan beri sivil siyasetçiler, velev ki hükumet üyesi olsun, devlet adına konuşabiliyor?

    Devletin gerçek sahipleri Bezele/Aktütün olayı, golf hadisesi filan gibi bir iki olayla darbe aldılar ve Taraf gazetesi bir takım istihbarat raporları yayınladı diye, hükumet, hemen devlet'in temslcisi mi olmuş? Ne kolaymış bu iş böyle!

    Fakat bu ilk değil.

    Zaman zaman bu sanıya kapılanlar olmuştur. Bunların bir kısmını devlet görevlileri daha sonra alaşağı etmişlerdir.

    Evet bir gün gelecek, devleti hükumetten, halkı devletten, hukuku en üstün değer olmaktan ayrı tutan mevcut korporatizm yerini, devletin sadece ve sadece halkın kendi kendisini yönetmek için kurduğu bir siyasal yapı haline getiren demokratik rejime bırakacaktır. Ama bu aslî görevi sanki yapılmış ve başarıya ulaşmış varsayarak, sivil hükumet memurlarının Kemalist rejim adına özür dilemeye kalkması, mevcut tersliği arttırmaktan başka bir işe yaramıyor.

    O zaman sorarlar adama, neden işkence yapıyorsun, yaptırıyorsun? diye...  O zaman sorarlar adama Hrant Dink olayındaki polisleri koruyan mekanizmayı neden kıramıyorsun diye? O zaman sorarlar adama elinde bu kadar istihbarat varken ve ilkokul öğretmenlerini bile köyden uzaklaştırmışken, neden askerî birliği korumadın? diye. Devlet adına özür dileyen adam, devlet adına herşeyin de hesabını verir, vermek zorunda kalır! Kaldı ki işkenceye başvuran bir sivil hükumet bir özürle ve 19 memuru görevden alıp, sıradan bir soruşturma açmakla kurtulamaz bu ağır vebalden. Bugüne kadar AKP, uygulanan işkencelere, ülkenin her tarafında asker-polis güvenlik kuvvetlerinin insan hakları ihlallerine karışmadığı, sivil hükumetlerin devletin bu uygulamalarında söz hakkı olmadığı gerekçesiyle bugüne kadar her türlü eleştiriden masun bulunuyordu. İşkencenin "i"sine bulaşmış bir hükumet, değilbir bakanının özür dilemesiyle, bütün üyelerinin özür dilemesiyle bile kurtulamaz. İşkenceci bir hükumet istifa eder, ettirilir! İsterse yüzde 100 oyla gelmiş olsun!

    Bugüne kadar yapılan güvenlik adına köy yakmaların, poliste adam öldürmelerin hesabını verebilir mi AKP? Hayır. Nereden verecek? Ne biliyor ki verecek? Bahse girerim Taraf'ın yazdığı istihbarat raporlarını bile başbakan dahil hükumet üyeleri Taraf'tan öğrendiler.

    O zaman burada kişisel bir durum söz konusu olabilir. Bu zat ve bir kaç diğer bakan, yanılmıyorsam 367 olayı ve Anayasa Mahkemesi'nin hacir kararı üzerine atanmıştı. Yani kendileri bir başka tavizin sonucu o makamlarda bulunuyor olabilirler; meclis başkanı gibi! Bu sebeple bu şahısların merkeze öykünme katsayısı, diğer AKP'lilere oranla daha yüksek olabilir.

    Ama her halükarda, bilinmesi gereken, bu şahsın devleti temsil etmediği ve dile getirdiği özürün de devlet tarafından paylaşılmadığıdır.

    Düzeltme ve tekzibi duyarız yakında!

    10/12/2008

    PKK'nın yeni görevi: AK Parti'yi iktidardan uzaklaştırmak..

    "Birbirlerine yabancı, hatta birbirine düşman gibi görünen kişi ve kurumların nasıl ahenk içinde çalıştıklarını görüyorsunuz. Tetikçi Veli Küçük, resmi görevli Yalçın Küçük, Ergenekon’un fikir babalarından İlhan Selçuk, Ergenekon’un finansörü konumundaki Rahmi Koç ve İlhan Selçuk-Rahmi Koç’un ortak planı olan “AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırmanın” üçüncü merhalesinin aktörü PKK..."

    Devamı

    10/9/2008

    Fıkra gibi haber

    image

    http://www.haber7.com/haber/20081009/Elektrik-supurgesi-bomba-gibi-patladi.php

    En güzel yeri de son cümlesi:

    "Elektrikli süpürgenin boş olduğunun ortaya çıkması üzerine çevre sakinleri rahat bir nefes aldı."

    Zannediyorum ki hem Adıyaman polis yetkilileri, hem de IHA'nın oradaki muhabiri Laz olsalar, gerek!

    10/6/2008

    Susturmaya meraklı bir basın!

    Gerizekalıların hazırladığı kesin olan ama ve nasıl bir zeka düzeyine sahip insanların okuduğunu bilmediğim Akşam gazetesinin bugünkü manşeti şöyleymiş:

    image

    Bunu, işlevlerinin başlıcası, halkın çıkarlarını "articulate" etmek olan siyasal partilerin liderleri de yapıyor. Kendi kıt kelime dağarcıkları hislerini ifadede yetersiz kaldığı her zaman, sanki diğer herkesin de kendileri gibi susması gerektiğini düşünüyor olmalılar ki, koro halinde bağırıyorlar:

    "Söz bitti!"

    Söz bitmez, geri zekalılar! Söz hiç bitmez.  Söz, fikrin ürünüdür ve aklın meyve verme aracıdır.

    Söz bitsin isteyenler otoritarien hegemonik ideolojilerin üreticisi ve devamını sağlamaya çalışanlardır. Ergenekon'dur; diğer derin devlet kurumlarıdır; Kemalist Korporatizm'in sözcüleri ve eylemcileridir!

    Demokratik kurumların kurulmasını ve gelişmesini isteyenler--ki basın-yayın kuruluşlarında çalışanlar ve onların meslekî örgütlerinde görev yapanlar bu talepte olan kişiler olmalıdır--sözün sürekli olmasını, artmasını ve sözün önünde-ardında, altında-üstünde hiç ama hiç bir engel olmamasını isterler. İstemek zorundadırlar.

    Akıllının birisi, başka bir gazetede saldırının savaş sebebi olduğunu yazıyor! Ey ahmak oğlum; o savaş açıldı, yıllardır devam ediyor. Nitekim bugün o savaşın yeni kurbanlarını toprağa veriyor anaları-babaları! Bir diğer akıllı da dün Bezele saldırısının ABD tarafından Türkiye'yi masaya oturtmak için yapıldığını yazmıştı! (PKK'nın yeni misyonunun güneydeki oluşuma engel olmak için Türkiye'yi Iraklı Kürtlerin düşmanı yapmak olduğunu anlamak bu kadar mı zor!)

    Eğer siz akıl fukaraları sözü bitirmeye çalışmasaydınız yıllardır, ve o ana-babalar fikirlerini söyleyebilseler ve söyleyecek fikir sahibi olsalardı, size bu savaşın nasıl 24 saat içinde bitirilebileceğini ve bir ayda hiç olmamış gibi bütün izinin-eserinin yeryüzünden silinebileceğini ve bu çocukların kara toprak yerine, üniversitelere, laboratuvarlara, düğün salonlarına, ticarethanelere, devlet dairelerine girebileceğini söylerlerdi!

    Ama siz aklınızı çoktan Kemalist Korporatizm'in militarizmine kiraya verdiğiniz için, kahramanlık edebiyatı gibi ucuz romantizmlerin basma-kalıp lafları size yettiği için, ne vatandaşın fikir sahibi olmasına yol açabilecek bilgileri-haberleri verdiniz ona, ne de halk arasında fikir sahibi olanların fikrini yaymasına imkan sağladınız.

    Şimdi, aslî görevi olan güvenliği sağlamak şöyledursun, kendi kendisini bile korumaktan aciz bir kamu kurumunun elindetuttuğu veto yetkisine dayanan vesayetçi sistem, etnik zenginliklerinden tut, manevi hazinelerine kadar halka ait her kurumu, her değeri reddetmek üzerine kurulu rejmini taşımakta zorlandığı her an yapabileceğiniz tek şey, milleti yeniden susturmak ve insanların ne bu cinayetlerin yanlışlığına, ne bu savaşların kirliliğine ikna etmek için ortaya atılabilecek en ufak fikri bile boğmak isiyorsunuz.

    Böylece kimsenin karakol yeri değiştirmenin çözüm olmadığını söylemesi imkanı olmasın istiyorsunuz. Amacınız bu!

    Para olsaymış karakolun yeri değişecekmiş! Bunu, terör saldırısını cep telefonu ile filmi çeken Kürt çoban da söyledi; dün hep beraber öğrendik karakolun nerede olması gerektiğini!

    Yakında para da bulunur bu yavelerden sonra; karakolların yeri değişir.

    80 yıldır inkara ve redde dayanan bu savaş sürüyor. Bir taraftan PKK'yı kuran, örgütleyen, devam ettiren ve şimdi de İmralı'dan yönetilmesini sağlayan, diğer taraftan kendi askerî birliklerinin güvenliğini bile sağlamaktan aciz kalan bir otoritariyen rejimin yeni karakolları ile nasıl sonuç aldığını göreceğiz yakında.

    Sustutulmaz isek sonuçları söyleriz o zaman..

    10/4/2008

    Kafa karıştıracak bir tarafı yok...

    Eski MİT'çi Mahir Kaynak, bülbül gibi konuşmuş:

    "Son saldırı Dağlıca baskınıyla benzerlik gösteriyor. Bu bir terör örgütü işi değil, istihbarat örgütünün işidir."

    Sonra da lafı çevirmeye çalışmış: yok Irak mıdır, yok bilmem ne midir? ABD Irak'tan çekilince yerini Türkiye dolduracakmış da, falanmış filanmış.. Laflarının tamamını okursanız, göreceksiniz ki, asıl söylemek istediği, PKK'nın Türkiye derin devletinin, Ergenekon'un, veya asıl adıyla sanıyla mevcut vesayet sisteminin devamını arzu eden çekirdek kadronun müteahhit firmasıdır, taşeron örgütüdür, maşasıdır!

    Ve nitekim öyledir; Nasname bunu hergün olay-olay somut örnekleriyle yazıyor; PKK'nin lideri sıfatıyla Abdullah Öcalan'ın nasıl hala bu kadronun hizmetinde, istihdam edilmekte olduğunu belgeliyor.

    Lakin Haber 7 sitesinin editörleri, kafaları karışmaya müsait olduğundan mıdır, yoksa nedendir bilinmez; Mahir Kaynak'ın belki de aynı kadrosunun eski bir adamı olarak amacını aşan laflarının kafalarını karıştırdığını söylüyorlar. Neden acaba?

    image

    Komando gençlerin resimlerini ve Internet sitelerinden ödünç alınmış, hamasî ve romantik metinlerle militarizmin goygoyculuğunu yapmak bir şeydir:

    image image

    Ama işin arkasındaki gerçek faili gör(e)memek başka bir şeydir.

    Vesayetçi sistemin sürmesi için çaba gösterenlerin safında yer alan Aydın Doğan medyasının böyle çarpıtma ve kafa karıştırma çabaları ne kadar normalse, alternatif medyanın kafasının karışması da o kadar beklenmedik bir şey. Sorulacak soru, "PKK, televizyon ekibiyle daha şurada bir kaç ay önce aynı yere saldırmıştı; nasıl oluyor da bir güvenlik kuvveti kendi güvenliğini sağlamaktan aciz, bir ülkenin güvenliğini, hem de sivilleri tartışmaya katmayacak şekilde sağlamakta kendisini hala görevli sayabiliyor?" iken; bugüne kadar aklı başında bir çizgi izlediği izlenimini veren alternatif medya bu hayati görevi bir kenara bırakıp, Ergenekon örgütlerinin yayılmasını istediği klasik militarizm reklamına kendisini kaptırabiliyor?

    Ama korporatizm budur işte: önce kendisini yok saydırtır; sonra da insanı farkında bile olmadan kendisine hizmet ettirir..