| Hakki's profileSemiosisPhotosBlogLists | Help |
|
11/23/2007 Kara CumaÇocukları koruma kılıfı altında, uygar ve demokratik bir ülkede sadece ve sadece yasalarla açık-seçik belirlenmiş ilkeler çerçevesinde korunması gereken Internet, Türkiye'de siyasal rejimin ruhuna uygun biçimde bürokrasinin denetimine bırakılıyor. Bunu kabul eden siyasal kadro, gerçekten ve tam bir demokrasinin önündeki hangi engeli kaldırabilir? Bu gün, Türkiye'de bilişim tarihine kara Cuma olarak geçecektir. http://www.haberturk.com/haber.asp?id=45170&cat=210&dt=2007/11/23 11/9/2007 Siyasal Reform.. Ama nasıl?İttihat ve Terakki'nin subaylarının kafası, Osmanlı'nın nasıl olup da yüzyıllarca bunca ulusu birarada ve üstelik kavga ettirmeden tuttuğuna ermediği için, Balkanların içine milliyetçilik ateşi düştüğıünde, özgürlükler ancak özgürlükler daha fazla kullanılarak korunur diyeceğine, "Toprak ver sorundan kurtul!" anlayışıyla, ilk silahın atılmasından çok değil 15 yıl sonra oraları terkediverdiler. Onların dönemlerinde ülke Osmanlı Silahlı Kuvvetleri tarafından işgal altında bulunduğu ve padişahlar Osmanlı Silahlı Kuvvetleri'nin kuklaları olduğu için kimse alternatif öneri üretemedi. En sonunda verecek toprak kalmayınca bu kez milliyetçilik ateşine düşen etnik grubu yok ettiler; toprakları kurtardılar! Şimdi İttihat ve Terakki’nin modern versiyonu olan “Ulusalcılar” Türkiye'den ayrılmayı aklının ucundan bile geçirmemiş bir etnik gruba, ülkenin beşte ikisini vermeye kalkıyor. Emekli subaylardan biri geçerlerde bu tehlikeye işaret ediyor; "Birilerinin aklına gelecek, 'Verin kurtulun!' diyecekler diye korkuyorum," diyordu. Bu tehlike ciddî! Bu tehlikeyi olduğundan daha bariz hale getiren ne yazık ki Türkiye’de siyasal reform için tek umut olan AKP’nin lider kadrosunun son zamanlarda saçını başını yolup "Sabrımız taştı..." diye ortalığı yıkmalarıdır Dünyanın her yerinde suç işleyen hele hele isyan suçu işleyen örgütlerle silahlı kuvvetler mücadele eder. Bunun için ülkenin beşte ikisinde güvenlik bölgesi ilan edip, Cizre sokaklarında tanklarla gösteriler yapmaya, kraldan çok kralcı olup, basın-yayına sansür getirmeye, dağları bayırları içindeki koyunla kuzuyla, otlakla ağaçla yakmaya gerek yok! Eğer terör örgütü, kendisine asker olarak içinde bulunduğu ülkenin gençlerini alabiliyorsa, ülkenin siyasetçilerine düşen, düşünmektir: Ben nerede hata yapıyorum ki bu milletin genç insanları sürü sepet gerilla oluyor?" diye. Batılılar, "Ülke savunması, terörle mücadele askerlere bırakılmayacak kadar ciddî iştir," derken bunu kastediyorlar: ülke savunması sadece silahla yapılacak bir iş değildir; ekonomik önlemlerden tutun, sosyolojik tedavilere kadar bir ülkede siyasetin sağlam temellere oturtulması gerekir. Bunun bizim durumumuzdaki en bariz adımı şu soruna cevap bulmaktır: terör örgütüne kaynak olan gençleri nasıl bu işten caydırırız? Bu sorunun cevabı da böyle uzun uzun teoriler ve saçını başını yolup, elin-alemin 5 bin yıldan beri ilk kez kavuştuğu kendi kaderini tayin etme hakkına karşı çıkarak değil, bütün ülkeyi tek heryeriyle eşit öncelikle görüp, kalkındırmaya, sağlık ve eğitim hizmetleri götürmeye ve Türk Türkçe'yi nerede ve nasıl kullanıyorsa, Kürt'e de aynen öyle Kürtçe'yi kullanma hakkı tanımaya bakarak. "Ver toprakları kurtul!" tezinin bir sonraki aşaması, "Adamları yok et de toprak vermekten kurtul!" demeye varır ki, insanın sakin sakin sinirlenmeden ve doğru bildiği şeylerin tersi söyleniyor diye, ileri sürülen fikirleri reddetmek üzere değil, benimseme gayretiyle anlamaya çalışması halinde görülebilecek açık bir gerçektir, bence. Evet demokrasiyi işleteceğiz; Kürtler de, teokratik devlet özöleyenler de yararlanacak bundan; ben de, sen de.. Hep yararlanacağız. Sana düşen, ondan akıllı davranıp demokrasi düşmanlarının demokratik hakları senin ayaklarının altından çalmasına engel olmaktır. Burada dikkat buyrulursa gibi, "etnik grup"tan söz ettim; yoksa milliyetçilik belasının bulaştığı insanların sayısı yüz binleri ve bu düşünceyi mantıksal uzantılarına kadar götürenlerin sayısı ise on binleri buluyor! Hatta bunun için bir de silahlı örgüt kurmuş vaziyetteler ve liderleri hala TSK'nın kendisi iöçin ihdas ettiği tek kişilik askerî kamptan, ideoloji üretiyor: “.... Kürtlerin Türkiye Ulusuyla, Türk Devletiyle hangi konularda, hangi noktalarda nasıl uzlaşacağını, bunun ilkelerini koyar. Bu ilkeleri halkla birlikte tartışarak belirlemek gerekir, halk ikna olmalıdır. ...” Bu bölücülüktür; Kürtlerin Türklerle uzlaşmasının adrına TC Anayasası denir. Türkler bunu bir kaç yıl uyguladıktan sonra Kürtlerle olan sözleşme bölümünü tamamen silip atmış olabilirler; geri kalan kısımları da sık sık değiştirilebilir; hatta silah zoruyla bütün millete bazen hiç arzu etmeyeceği şeyleri de dayatırlar. Ama fikir olarak Türkiye Anayasası, Türklerin uygulamamasına rağmen, taa 1923'ten bu yana Türklerle Kürtler arasındaki sosyal mukavelenin ismidir. Bundan başka bir mukavele yapılamaz; olamaz. Yeni bir uzlaşma metni aramak, mevcut sözleşmenin 1923'teki gibi yeniden yürürlüğe konması için gerekli müzakerelere başlamamak istemekten ibarettir. Bu müzakarelerin adı, Türkiye'yi her türlü etnik gruba kendi mahallini yönetmek ve bunu demokratik binr özerklik içinde yapmak imkanı verecek anayasa değişikliği görüşmeleridir. Yani siyasal reformdur. Bu müzakerelere 20'si DTP, 50'si AKP saflarından olmak üzere çok sayıda Kürt milletvekili de katılacakatır. Eğer PKK denen askerî örgüt silahı bırakır; geri çekilir ve sivil Kürt siyasetçilere meydana çıkma imkanı verirse... O zaman Türklerle Kürtler ve diğer etnik halklar, oturup uygar, medeni, demokratik bir anayasa yapmak için, kendi veto gruplarını (ki bunun en büyük unsuru ve varlığını devam ettirme sebebi olan TSK) bir kenara itebilirler. Bu işin zamanı gelmiştir. Aydın ve sağduyu sahibi Kürtler, tezelden, sahip oldukları siyasal iradeyi askerî bir örgüt olmadan, Türk halkını terörize etmeden, dermayan edebileceklerini göstermelidirler. Ama iki tarafın da bunu yapabilmeleri için silahlı kuvvetlerin aradan çekilmesi şarttır. TSK'nın sivil siyaset üzerindeki etkisinin ortadan kalkması için önce gerekçe olarak kullandığı etnik terörün ortadan kalkması gerekir. Aklı başında her Kürt bunu biliyor. Bilmeyen veya bilmiyor gibi davranan tek unsur, bu terörden nemalanan profesyonel gruplardır! DTP ve AKP'nin içindeki Kürtler derhal bir araya gelmeli ve TBMM'de bir Kürt siyasal İradesi bulunduğunu beyan etmelidirler. AKP lider kadrosu buna izin verecek cesarette midir? O bu cesareti gösterse bile korporatizm, sağlanacak özgür ortamın devamına izin verecek midir? Kalbim tötümser olmak için gerek yok diyor; ama beynim, iç dinamizmi olmayan toplumlarda siyasal değişimin imkansızlığına dair yüzlerce kitabın ve makalenin yer aldığı bir referans listesi sunuyor! Korporatizm'in kendiliğinden teslim olduğu hemen hiç görülmemişken, AKP gibi korporatizmin yok etmeyi ikinci varlık sebebi saydığı "şey" ile malül olarak damgaladığı bir ekip (kendi içindeki strateji taktik hataları bir yana), SHP gibi TSK'nın siyasal kanadı durumundaki bir başka ekibin günde 24 saat devam eden sabotajlarıyla, bürokrasinin bitmek bilmez çelmeleriyle bu siyasal reformu nasıl yapabilecektir? Sivil toplumun katkısıyla.. Sivil insanların, demokrasi yanlısı herkesin el ele vermesiyle. Ama hani bir kaç satır yukarıda bu toplumun iç siyasal dinamizmi olmadığını söylemedik mi? O zaman sivil toplum nasıl organize olacak bu reform çabasının çevresinde? Zorlukla.. Çilelerle.. Ama başka bir çıkar yol olmadığına göre, bu dinamizmin yaratılması gerekiyor. Halk tarafından.. Halk için.. 11/5/2007 Amerika konuştu.. Sıra Türklerde ve Kürtlerde..Şimdi Bush'un bu "Ancak ve sadece PKK ile sınırlı ve bizim vur dediğimiz yeri vurmak şartıyla!" tutumundan iki kişinin doğru sonuç çıkartması gerekiyor: 1. Büyükanıt ve ekibi: Irak'taki oluşum olacak! İttihat ve Terakki istese de olacak, istemese de olacak. Müstakil devlete kadar gider mi, bugünden kimse bilemez; ama "Kürtlerin anavatanı" (Kurdish homeland) oluşacak. Bunun Türklere bir zararı olmayacağını, tersine orada bir "Kürt yurdu" olması halinde Türkiye, İran ve Suriye'nin kendi Kürt halklarını daha hoş tutmak, onları kalkındırmak, bilmem ne arıyoruz diye 200 polisle 80 yaşındaki bir kadınının evini basıp onu çırılçıplak soyarak sorguya çekmek gibi divaneliklere son vererek, terör örgütleriyle diğer uygar ülkeler nasıl başa çıkıyorsa öyle başa çıkmak zorunda kalacakları için, bir süre sonra nüfuslarının beşte ikisi gibi bir işgücü ataletten kurtularak, tüketici değil üretici duruma geçecektir. Onların yaşadıkları yerlerin GSMH'ya katkısı artacaktır. Milyarlarca doların yatırıldığı GAP, öyle boş boş durmayacak ve ülke ekonomisine beklenen katkıyı yapmaya başlayacaktır. Çünkü isteyecekler ki kendi Kürtleri Irak Kürlerinden daha iyi, daha müreffeh, daha verimli olsun. Bakın, bugün bir tek Türkiyeli Ermeni, Ermenistan'a gitmek veya Türkiye'de bir Ermeni Yurdu oluşturmak derdinde mi? Demek ki senin azınlığının başka bir ülkede vatanı olması, illa bölücülük anlamına gelmiyor. (Hadi ulusalcıların bu işe nasıl baktığını anlıyorum; ama onlara ne oluyor ki normal insanlarımız Irak'ta bir Kürt Yurdu kurulmasına kötü gözle bakıyor! Sanırım bu Lozan'dan sonra başlatılan neo-İttihatçılığın 80 yıldır süren beyin yıkama faaliyetini sonucu olsa gerek.) 2. Abdullah Öcalan ve takımı: Devirlerinin geçtiğini, artık topun, Türkiyeli Kürtleri demokratik platformlarda temsil edecek, çağdaş, uygar, savaş-karşıtı sivil Kürtlere geçmesi gerektiğini anlamak zorundalar. İstedikleri kadar "Türkleri bu noktaya biz getirdik!" diye yırtınsınlar. Artık yaptıkları ve hatta varlıkları Türkiye'de Kürt davasına zarar vermektedir. Ulusal bir destekleri kalmadığı gibi, uluslararası bir şansları da yok. Iraklı Kürtler onları sevmiyor; evet Kürtlerin arasında Kürtlerin en büyük zaafı olan birbirleri ile kavga geleneğine bir son vermeyi öngören ve bu çerçevede mesela Kuzey Irak'a sağınmış Türkiyeli Kürtleri Türkiye'ye vermemek veya onlara silah çekmemek gibi sonuçlar veren son zamanların onlar arasında moda "Kürtler birlik olmalıdır!" ilkesini savunanlar çok. Ama bu ilke, Türkiye'de AB üyeliği ile kazanılacak olan büyük fırsatın da, Kuzey Irak'ta elde edilen ve 5000 bin yıldır ilk kez ele geçen fırsatın da kaçırılmasına sebep olmak üzere! Benerci kendisini öldürmek zorundadır! Abdullah Öcalan, teori üretmeye de, "Ben lider değilim!" yaveleriyle DTP şubelerine kapıcı atamaya kadar varan liderlik heveslerine de artık son vermelidir. Eğer o bunu yapmıyorsa, Türkiye'nin seçilmiş sivil yetkilileri, bunu sağlamak üzere, bu hükümlünün denetimini kendi eline almalı; alamıyorlarsa en azından denetimi paylaşmalıdırlar. (Tabii bu, AKP'nin hala TSK'dan bağımsız bir kişiliği kaldığı varsayımıyla geçerli bir düşünce!) Türkiye, Suriye, İran ve Irak'taki Kürtler, bugün Beyaz Saray'da söylenen sözleri bir kaç kere okumalı ve hatta mümkünse ezberlemelidirler. Türkler de! |
|
|