| Hakki's profileSemiosisPhotosBlogLists | Help |
|
7/7/2009 Şekerli kahve!Fehmi Koru, Taha Kıvanç imzasıyla Hürriyet'in geçmişinden söz ettiği yazısında bazı dostların Tercüman olduğunu sandıkları bir "muhafazakar" gazeteden söz ediyor: "... 1980'li yıllarda iktidardan iyice bunalan muhafazakâr bir gazetenin patronu çareyi dönemin devletlusunun sevdiğini bildiği liberal bir meslektaşı gazetenin başına getirmekte bulmuştu. Değerli bir gazeteciydi seçilen, hep iyi konumlarda olmuş, hep sevilmişti. Ancak yine de çelişkinin bugünden daha keskin olduğu o günlerde muhafazakâr okur kendisini yadırgayabilirdi. Gazetenin önemli isimlerinden birine “Ya tutmazsa, kendisine 'güle güle' nasıl denebilir?” diye sorduğumda şu cevabı almıştım: “Aynı soruyu ben de patrona sordum. 'Düşündüğün şeye bak!' dedi ve ekledi: 'Onurlu biridir ve getirildiği görevi ciddiye alır. Eğer yol vermem gerekirse, kendisine, 'Bana bir şekerli kahve söyler misin, şekerim' demem yeterli olur. İstifasını verir...' Ben de aynı görüşteyim.” Kısa süre sonra yollar ayrıldı, ama 'şekerli kahve' söylemesi gerekti mi, bilemiyorum..." Eğer bu gazete Tercüman ise, o zaman gazetenin başına getirilen "liberal" gazeteci de ben oluyorum; ama "dönemin devletlusunun sevdiği" kriteri uygun düşmüyor. Dönemin devletlusu, devlet başkanı anlamına ise Kenan Evren'di ve Kenan Evren'in beni sevmesi için hiç bir sebep yoktu. Uluslararası Basın Enstitüsü üç günde bir Türkiye'deki darbe rejimini kınayan açıklamalar yapıyor, darbe rejiminin basın-yayınla ilgili adamı Koramiral Işık Biren, açık ve seçik bu bildirilerin benim tarafımdan kaleme alındığını bildiklerini söyleyerek tehdit üstüne tehdit yağdırıyordu. O kadar ki, Harvard'dan dönüşümde rahmetli Nezih Bey'in bana Hürriyet'te iki yıl önce bıraktığım görevi geri vermemesini, "askerlerin Erol Simavi ile ilişkisi" çerçevesinde açıklayanlar olmuştu. Ama diyelim ki bazı dostların sandığı gibi varsayalım ki Fehmi hocanın sözünü ettiği gazete Tercüman ve "liberal" meslektaş da benim.. Bir kere daha yazıdaki ikinci şart'ı karşılamadıım için bu varsayıma katılmadığımı belirtmek istiyorum.. Ama Tercüman ile maceramın çay siparişi talebiyle bitip bitmediğine ilişkin soruları da cevapsız bırakmayı kendime haksızlık saydığım için, varsayımı doğru bulmasam bile Tercüman ile son'un hikayesini, arşivim yanımda olmadığı için tarihleri, yazı konularını ve önemli diğer detayları yazamadan, kısa, çok kısa anlatmak istedim. Nazlı Ilıcak'ın, Genel Yayın Müdürü olduğum dönemin son kapatma olayına sebep olarak gösterilen yazısına "ustaca yazılmadığı ve bu şekliyle gazetenin kapatılmasına sebep olacağı" gerekçesi ile karşı çıkmıştım. Avukatlar, hukuk profesörleri ve diğer ilgililer arasındaki hızlı bir görüş alışverişi trafiğinden çıkan ve benim görüşümü destekleyen ortak yargıya dayanarak, yazıyı gazeteye koymadan, baskıyı başlattım. Eve gitmek üzere, baskı makinasına hakim salondan geçerek binadan çıkmak üzere iken, rotatifin durduğunu gördüm. Bu normal değildi. Başustanın yanına gidip neden durduklarını sordum; "Kemal bey istemiş, yazıişleri durdurdu!" dedi. Bu sırada bir görevli yanıma gelerek Kemal beyin beni çağırdığını söyledi. Odasına gittim; bana Nazlı hanımın yazısının provasını uzatarak, "Canım, bunu sayfaya koyun!" dedi. Sanki dört-beş saattir bizzat kendi odasında olup biten tartışmalar, pazarlıklar, fikir alışverişleri, hukukçu görüşmeleri olmamış gibi! "Peki, imzanızı atın provaya.. Yayınlayayım!" dedim. Kıpkırmızı bir yüzle bana baktı; hayatında ilk kez birisi kendisinden verdiği bir emri icra için yazılı belge isteyen bir orgeneralin şaşkınlığı ile imzasını attı ve yazıyı bana doğru, masasının üzerinde kalacak şekilde fırlattı. Fakat o ana kadar orada olmayan bir rüzgar yazıyı havalandırdı ve benim ayaklarımın dibine kadar uçurdu.. Eğildim, yazıyı aldım. Yazıişlerine gittim; onlara çoktan sözlü emir verilmiş ve sayfa değiştirilmiş, yazı yerine yerleştirilmişti. Sanırım sayfa sekreteri Ahmet Taşgetiren'di. Ama Ünal Sakman, rahmetli Abdullah Aksak, Kenan Akın ve diğer bir çok arkadaşlar da orada idiler. Benim yapabileceğim bir şey yoktu; hatta konuşmama bile gerek kalmamıştı. Odama döndüm, istifamı yazdım, imzaladım ve sekreterime "Gazete açıldığı gün bunu Kemal beye verin!" dedim ve çıktım. Ertesi gün gazete kapatıldı! Aradan 40 küsur gün geçti... Gazetenin açıldığını gazetelerde okudum. İstifamı haber alan Kemal Bey aradı; üzgündü. "İstifa etme, seni Londra'ya göndereyim!" dedi. Londra'ya gidemeyeceğimi, Tercüman'a geçişim sebebiyle ara verdiğim doktora tezimi yazıp sunmak için önümde zaman kalmadığını söyledim. "Tezin bitince görüşelim!" dedi. Tezim bitti; savundum, kabul edildi. Görüştük. Vedalaştık. Her zamanki gibi "Ne içersin?" diye sordu. "Sade kahve!" dedim. Kahveleri o söyledi! |
|
|