Hakki's profileSemiosisPhotosBlogLists Tools Help

Blog


    8/30/2008

    Çocuktan al haberi

    Suçu nedir bilemem, ama Behiç Gürcihan isimli bir paşa çocuğu var Ergenekon sanıkları arasında. Yayınlanan telefon görüşmesi tutanaklarından anladığım kadarıyla ileri geri konuşmuş soruşturma sırasında soruşturulan kişilerle. Kemalizm'den ne anlar, Korporatizm hakkında ne bilir, bilmem. Bir Web sitesi var, ki evlere şenlik.  İnsan Frontpage ile veya Dreamweaver ile yapsa bile bu kadar kötü bir Web sitesi yapamaz. Sitedeki yazılar ise sitenin tasarımından daha kötü, daha yığma, daha eklektik.
     
    Fakat adamın telefon konuşmalarından tut sitelerindeki yazılara kadar hepsinde dile getirilen bir görüş var: Bu adamlar Hablemitoğlu'nun müridlerinden, hepsi Ulusalcı, hepsi Ulusal Devlet denen arkaik sistemi kutsal kabul eden bir ideolojiyi paylaşıyorlar.
     
    Ve eski ve yeni genelkurmay başkanlarının hafta içindeki konuşmalarına bakıp bakıp hayıflarıyorlar:
     
     
    kendimizhapiste
     
    Ergenekon denen Kemalist Korporatizm'in kendi kendisini üretmesi için uygulamaya soktuğu bir çok örgütlenmeden sadece birisi olan deşifre olmuş olan gruptakileri ne kadar temsil eder bilemem, ama bu sitedeki başka yazılardan edindiğim izlenim o ki,  bu kişiler merkez seçkinlerinin ve onları birarada tutan asıl güç olan TSK'nın kendilerine ihanet ettiğine inanıyorlar. Aslında böyle marjinal sitelerden marjinal kişilerin satır aralarına bakmaya gerek yok; sağlığı bozulduğu için tutukluluğu kaldırılan IP yöneticisi Ferit İlsever'in cezaevi merdivenlerinde verdiği demeci okumak yeterli. Adam(lar), bu Ergenekon soruşturmasının genişletilerek devamı ve sonuca ulaştırılmasını "sağcı bir askerî darbe" olarak görüyor(lar).
     
    Görüyorlar ama TSK'nın eski ve yeni liderlerinin hafta içindeki konuşmalarında ifade ettikleri fikirlerle ("..üzerinde düşünülmesi gereken nokta, ulus devletin nasıl daha güçlendirilebileceğine yönelik tedbir ve çareler üretmektir..."), bu fikirlere hayatiyet kazandırmak için faaliyette bulunanların (Jandarma Kuvvetleri eski Komutanı, tutuklu emekli orgeneral Şener Enuygur'un kendisini, "Devlet aleyhine tek faaliyette bulunmadım!" diye savunması kendi bildiği ilkelerle ulus-devleti güçlendirmek  istediği ve bunun için çareler ürettiğine inandığını göstermez mi?) bugün yargılanmak üzere hapiste tutulması arasındaki tezadı anlayamıyorlar.
     
    TSK'nın sadece metod değiştirdiğini görebilselerdi! Fikirler yine aynı: globalizme düşman olacaksın; çok-uluslu bir zeminde tek ulusa dayalı bir siyasal yapıyı zorla sürdürmeye çalışacaksın, bu uğurda harcadığın insan kaynağını ve malî kaynakları nasıl daha rantabl kullanarak, nasıl bir haftada uygulanabilecek bir siyasal çözümle dört köşeden tehdit edilir hale geldiği daha dün bu törenlerde ifade edilen siyasal yapının yöeniden güç, yeniden hayatiyet kazanabileceğini tartışmaya bile yanaşmayacaksın, tek bildiğin doğru Niecip Hablemitoğlu'nun ulusalcığı olmaya devam devam edecek. Fakat bunu Eruygur-Tolon-Küçük formülleriyle, askeriyeyi yapay bir darbe zorlamasıyla sıkıştırarak ve sonuçta halk çoğunluğu tarafından haksız görülecek bir darbeyle değil, postmodern yöntemlerle, söz gelimi hukuk üreterek, kanunda-kitapta yazılı olmayan hukuku, zamanında büyük bir öngörü ile yerine ustaca yerleştirdiğin anayasa mahkemesi isimli kurumla, kimin nereye geleceğini oya işler gibi hassas bir çabayla belirlediğin adli sistemle, eğitim sistemiyle, yargıçlarla, rektörlerle ve bürokrasi ile yapacaksın; siyasal iktidar ülkeyi yönettiğini sanacak; ama ne AB reformları bir adım ilerleyecek, ne Kıbrıs meselesi.. Sonuçta arzu edilen ne ise o olacak; ama hala aklı 27 Mayıs-12 Eylül arasında sıkışmış kalmış dinazorların dediği gibi değil.

    Kendi çıkarını korumayı bilen bireylerden oluşan bir sivil toplum oluşmasına asla izin vermeyeceksin. Bulduğun her fırsatta bireyciliği kötüleyecek ("..Bireyci toplumda sorun, asgari ortak bilinci korumaktır.."), sivil toplumun oluşmasını önlemek için halkı bir askerî disiplin içinde olmaya ("...Ulusal menfaatlerimiz ise Cumhuriyetin temel niteliklerine sıkı sıkıya bağlı kalarak, devletin varlığının, bekasının korunması ve ulusun refah seviyesinin artırılmasıdır..") zorlayacaksın. Son derece çabuk ve kolay bitirilebilecek bir Kürt sorununu siyasal yöntemlerde ve yıllardır sürmekte olan kanlı savaşı ve terörü, hergün Korporatizm'in bir başka parçası olduğu ortaya çıkan PKK'nın bu konumuna son vererek bir çırpıda çözmek imkanı varken bu çözümlere asla yaklaşmayacak ve bu iki olguyu savaş sebebi halinde tutmaya devam edeceksin.
     
    Behiç Gürcihan isimli paşa çocuğu, acaba bu anlayışsızlığna son verip de şu konuşmaları zahmet edip doğru dürüst okuyabilir mi acaba? Belki o zaman, Tolon ve Eruygur amcalarını bırakır da Büyükanıt ve Başbuğ amcalarının safına geçer ve böylece kuyruğunu Ergenekon kapanından kurtarabilir. Ama Korporatizm Globalizm çağına ayak uydurmak için, Tolon ve Eruygurları feda ederken paşa çocuğu ile başkanvekilinin karısı da dişlilerin arasında kalacaklar!
    8/29/2008

    Yeni Şafak'ın Rusya haberi

    Tercüman'da çalıştığım sırada arkadaşlarımın ve benim yaptığımız haber değerlendirme hatalarını iki sınıfta toplardım; bu hatalarımızdan ders almamızı kolaylaştırırdı. Birinci sınıfta "Herkesin hataları" vardı: eğer bir haber bütün gazetelerde birinci sayfada ve büyük şekilde işlenmiş ise ama o haber bizde yoksa, bu bir "herkesin hatası" türü hata sayılırdı. Bir de "Tercüman hatası" vardı ki, libertariyen, liberal, bireysel özgürlüklerin genişletilmesinden, halkın yaratıcı gücünün ekonomiden siyasete, kültürden sosyal ilişkilere toplum hayatının ayrılmaz rüknü olması için kolları yeniden sıvamış bir muhafazakar gazetenin yapmaması gereken hatalar bu gruba girerdi.
     
    Söz gelimi, askerî hükumetin (o zaman 12 Eylül yönetimi işbaşında idi; TSK içinde bir cunta ve onun lideri olarak Kenan Evren devlet başkanlığını silah zoruyla ele geçirmişti) hazırladığı sözüm-ona toprak reformu, "tarım reformu" başlığı ile halka sempatik gösterilerek verilmemeliydi [Kulakların çınlasın, Ahmet Taşgetiren kardeşim!], çünkü bu, okuyucuya bizim askerî diktatörlüğü desteklediğimiz mesajını verebilirdi. Gazeteyi ekonomik açıdan uçuruma iten yayın yasaklarından kurtulmak için akıllı yazılar yazmak ve bu çerçevede Nazlı Ilıcak'ın, rahmetli teyzemin deyimiyle "hakkım derken b... diyen" (Demirel ile Zincirbozan'da yapılan iki satırlık bir abuk-sabuk görüşmeyi marifetmiş gibi yazı konusu yapmak ya da "Bir bilene soralım!" diyerek iki günde bir Demirel'in borazanlığını yapmak gibi) yazılarını yayınlamaktan kaçınmak ayrı bir şeydi; ama genel olarak sivil siyaset üzerindeki veto gücünün varlık ve devam sebebi olan askerleri ve özel olarak işbaşındaki askerî cuntayı halka şirin ve masum göstermeye sebep olabilecek yayınlar başka bir şeydi. Bunun altını çizmek için yazıişlerindeki toplantılarımızda da, yazarlarla sohbet toplantılarımızda da sık sık "Tercüman hatası" fikrini dile getirirdim. (Rauf Tamer bu kavramı o kadar sevmişti ki, bir yazısında dile getirmişti. Rahmetli Özal'ın da hükumet üyelerine bir keresinde "Tercüman hatası" kavramını anlatıp, bunu "Beş Yol Hatası" olarak adlandırıp, bakanlarının dikkatini çektiğini söylemişlerdi.)
     
    Zaman gazetesinin bünyesiyle hiç ama hiç uzlaşmayan bir iki yazar vardır; nedendir bilinmez bu adamlara birisi hariç gazete yönetimi sesini çıkart(a)mıyor. Bu kişiler yazılarında sürekli "Tercüman hatası" yapıyorlar (Zaman hatası diyebiliriz! Özellikle bir yazarın Hizbullah denen globalizm düşmanı kanlı örgüte "İslam'ın 1400 yıllık birikiminin zirvesidir!" diye yayın yaptığını hatırlarsak!). Gazete yönetimin ses çıkarttığı kişi Tamer Korkmaz oldu. Bu beyin yazılarını magazin-basını-vari başlıkları dolayısıyla okurdum; ama sık sık görmeye başladım ki, bu arkadaşın kafası mı karışıktır, yoksa kafası bu şekilde mi eğitilmiştir, bilmediğim bir sebeple körü-körüne anti-Amerikancılık ve onun da ötesinde derin bir Rusya muhabbeti vardır ve bunu fütursuzca yazabilmektedir. Bu Zaman açısından bir "Tercüman hatası" idi. Nitekim bu bey, bir yazısında ABD'nin Sovyet muhtırasına karşı Türkiye'den yana yer almasını lanetle anıyor ve "Keşte ABD bizi Rusya'dan kurturmasaydı!" diye açık ve seçik yazabiliyordu. Bu yazı, ve onu yayınlayan Internet sitesindeki okuyucu yorumları bir Zaman-sempatizanı olarak benim için bardağı taşıran damla olmuş ve bunu Zaman yazıişlerine bana göre ağır bir dille iletmiştim. Bu başvuruya yansıyan düşüncelerimi burada ve mutasyon.net'teki forum tartışmalarında bulabilirsiniz.
     
    Bu, Tamer beyin ilk hatası değildi; yazılarındaki anti-Amerikancılık ve Rus hayranlığı, müslüman ülkelerindeki diktatörleri hoş karşılayan, onlaradan imrenerek söz eden Üçüncü Dünyacılığı yaymaya çalışan yorumları sürekli hale gelmişti. Bu arada benim için açıklayıcı ve bu zatı anlamamı kolaylaştıran bir yazı yayınlandı: Fehmi Koru, onun ve başka sözüm-ona sağcı, muhafazakar yazar ve gazete temsilcilerinin Deniz Baykal ile sürekli buluştuklarını, hatta birlikte sinemaya filan gittiklerini açıkladı.
     
    Bu hadiseden sonra Tamer beyin yazıları Zaman'da uzun süre yayınlanmadı ve nihayet kendisinin başka bir gazeteye geçtiği açıklandı. Bu gazete, liberalizm adına yamalı bohça durumuna düşmüş olan bir diğer muhafazakar gazete idi. Tamer Korkmaz, ilkesiz bir anti-Amerikancılığı, köksüz bir Üçüncü Dünyacılığı, şimdi Yeni Şafak'ta sürdürecekti.
     
    Yeni Şafak, hiç bir yerde yazma hakkı tanınmayan sağcı-solcu bütün aydınlara kucak açan bir aydınlanma merkezi olmak istediği imajını vermek için olsa gerek, hangi gazeteci veya yazar işsiz kalsa, ona kapısını açan bir hayırhah basın ocağı mıdır? Yoksa seçimlerini dikkatle yapan ve en az Tamer Korkmaz kadar Üçüncü Dünyacı bir anlayışa doğru kaymış mıdır?
     
    Bir gazetenin hele eski Tercüman'ın izinden gittiği izlenimini veren bir gazetenin gerçek yüzünü anlamak için ben onun yaptığı "Tercüman hatalarına" bakarım.
     
    Böyle bir gazetenin yazıişlerinin yapabileceği en büyük "Tercüman hatası," Rusya'nın bir tarihte imparatorluk olarak, bir zaman Sovyet Devrimi eliyle, şimdilerde ise eski büyük devlet hegemonyasının verdiği korkuya dayanarak yaptığı, yeniden oluşturmak istediği emperyalizmi, her adımıyla dikkatle ele alamamak olur.
     
    Buyrun bugünkü Yeni Şafak'ın haber tercihlerine bakalım
     
    yenisafak
     
    "Deniz paşaşütüne binen" (paraşüte nasıl biniliyorsa)  iki Rus'un bir kazada ölümü, gazetenin birinci sayfasında kendi isminden bile yukarıda verilirken; bir kaç emekli subayın dernekçilik faaliyetine indirgedikleri Ergenekon'la ilgili içi boş "100 soru 100 cevap" (soru ve cevaplarda Ergenekon denen şeyin TSK'nın muvazzaf bazı mensuplarının yasadışı faaliyetleri olduğuna dair bir husus var sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz! Yeni Şafak'a göre Ergenekon bir dernektir ve biraz yasadışı işler yapmıştır; ve ortada bir kaç cinayete azmettirme vuukatından başka bir şey de yoktur!), manşette yer alırken, en sağcısından en solcusuna bütün dünya basınının haftanın en büyük olayı saydığı Karadeniz ve Kafkaslardaki savaş çığırtkanlığına son vermesini isteyen batı dünyasına Rusya'nın füze geçit törenleri ile karşılık vermesi, son derece şirin bir Putin fotoğrafı ve ne olduğu belirsiz bir askeri konvoy resmi ile sayfanın eteğinde, bir kutu bile teşkil etmeyecek, bir yarısı öteki haberlerin altına doğru kaymış, altındaki reklamla arasına çizgi bile atılmamış bir tasarımla, ve konuyla tamamen ilgisiz, gelişmeleri yansıtmamasına özen gösterilmiş bir başlıkla adeta sıkıştırılmış bir tarzda yer alıyor. Oysa resimde görülen füze, Türkiye'nin her köşesini menzili içine alan bir nükleer silah taşıyıcısıdır ve bunlara karşı kendimizi korumak için ABD ile işbirliği yapmamız bile dışarıda Rusya tarafından, içerde Ulusalcılar ve Tamer Korkmaz gibi sözüm-ona muhafazakarlar tarafından tehdit edilmektedir.
     
    Bu her muhafazakar editörün yapabileceği (ama ders alıp tekrardan kaçınacağı) bir Tercüman Hatası olmanın ötesinde bir anlam taşıyor mu? Bilmiyorum. Böyle bir şeyi asla temenni etmem; dilerim ki şu ya da bu sebeple önceki gün yazıişlerinde çalışan editörler ya uykusuzdular, ya yorgundular; ya da dışhaberler Putin haberini gerektiği önemi belirterek sunmadığı için dikkatleri tam olarak çekilemedi. Dilerim ki Tamer Korkmaz'ı kadrosuna alıp, ona çok değil iki hafta içinde olaylar tarafından aksi kanıtlanan kehanetlerini ve Türkiye'nin zararına bir Amerikan düşmanlığını dile getirmesi için platform sağlamış olmakla, son kriz çıktığından bu yana Rusların yeni emperyalist girişimini, Suriye ve İran'la ittifaklarını geliştirerek Türkiye'yi kıskaca alma çabalarını adeta sistemli olarak görmezden gelmesi arasında bir illiyet ortaklığı yoktur.
     
    Çünkü bu artık "Tiercüman hatası" olmaz, ihanet olur.
    8/28/2008

    Başbuğ-Koşaner ekibi

    TSK'nın başına, son altı yıldır sürekli anti-Amerikancılığını ve ulusal-devlet mit'ini mukaddes kabul ettiğini vurgulayan demeçleriyle tanıdığımız, Kıbrıs'tan Kürt sorununa kadar, hemen her ulusal meselede rasyonel çözüme engel olan girişimleri ve konuşmalarıyla bildiğimiz İlker Başbuğ geldi. Genelkurmay başkanlığı naipliğine (ki resmi adı Kara Kuvvetleri Komutanlığı'dır) de Işık Koşaner atandı.
     
    Büyükanıt zamanında durmuş bulunan AB refomlarının, bu iki kişinin vetosundan kurtularak devam edemeyeceği şüphesizdir.
     
    Dahası bu kişiler, göreve gelirken yaptıkları açıklamalarla Büyükanıt zamanında başlayan Ergenekon sürecine, onun kadar müsamahakar bakmayacaklarını, kerameti kendilerinden menkul "terörle mücadele" kriterinin yasamadan yürütmeye her alanda kendileri için birinci koşul olacağını beyan ederek ima etmiş bulunuyorlar.
     
    Bu iki kişinin (ve genelkurmay başkanlarının işe ekipleriyle gelmeleri geleneği dikkate alınırsa, diğer kuvvet komutanlarının da aynı hanede mulahaza edilmeleri aykırı olmaz) Rusya'nın sanayileşmiş-demokratik batı ülkelerine Orta Asya enerjisini kendisini haraç almadan yedirmeme siyasetinin giderek genişlemesi ve çeşiti hususlarının günyüzüne çıkması ile, ortaya bir tarafsızlık ilkesi atıp, ülkede Ergenekon, sol ve sağ basın ve bir çok STK eliyle yaydıkları anti-Amerikancılıktan yararlanarak, bu ilkeyi ulusal çıkarlarımıza aykırı değil de ulusal çıkarlarımızın gereği imiş gibi sunmaları tehlikesi vardır.
     
    Irak'a müdahalenin ardından bir de Rusları durdurma siyasetinde Türkiye'nin Amerika'dan kopartılması, Türkiye'yi iyice yalnızlığa itecektir.
     
    Bu yalnızlığın bedeli, söz gelimi bir İran ültimatomunda (tabii buna ültimatom değil, iki kardeş ulus arasında fikir alışverişi denir diplomasi dilinde), Türkiye'nin elinin kolunun bağlı olmasıdır. Daha kötü şeyler de olabilir.
    8/16/2008

    Bir hatırlatma: Ergenekon değil TSK!

    Internet sitesinin birisi, geçenlerde, Taraf'ın "Ordu şunu yapmış, TSK bunu yapmış" başlığıyla verdiğ ibir haberin kupürünü yayınlarken "Ergenekon'un yeni marifeti" başlığını kullanmıştı.
     
    Bu tutum, TSK içinde "hasarı denetim altına alma" çalışma grubunun çalışmasının sonucudur.
     
    Ortada Ergenekon filan diye bir örgüt olmadığı, rejime müdahale ederek, partileri kapatıp, Meclis'i feshedip, yerine askerî bir hükumet kurulması için TSK yönetim kademelerini tahrike çalışan asker ve siviller olduğu ve siviller böyle haltlar yapamayacakları için telefon dinleme, fişleme ve oraya buyara özel silah depoları yığma işini askerî kişilerin yaptığı asla unutulmamalıdır.
     
    Unutulmamalıdır ki, demokrasiye geçme çabalarını önlemeye çalışan gerçek merkezin neresi olduğu ve nerede reform yapılması gerektiği unutulmasın.
     
    İşte bunu hatırlatan yeni bir gelişme:
     
    bomba
     
     
    Emekli iken ofis tutmuş adam.. Ama bombalarını ve arşivlerini erlere taşıtmış. Siz mesela avukat olsanız veya maliyeci olsanız bir yere taşınmanız gerekse ve çok sayıda dosyanız, dolabınız olsa, gidip yakın bir askerî birlikten bir manga er ve bir jip alabilir misiniz? Hatta bırakın sizin gibi bir sivili, şu anda emekliye ayrılan ve JİTEM'e veya benzeri siyasal (bu bağlamda bu "darbe grubu" demektir) herhangi bir gruba dahil olmayan bir subay, emekli olduğu birlikten er ve jip alabilir mi??
     
    Soru: Albaylar neden emekli olur? Hele böyle bombalı sandıkları ve tonlarla devlet belgesi olan albaylar?
     
    Cevap: Bombalı sandıkları ve tonlarla devlet belgesi olan albaylar emekli olmazlar. Kötü bir durum ortaya çıkar da faaliyetleri kamuoyuna yansıyacak olursa, reddetmek ve bu reddin inandırıcı olması için emekli olmuş gibi gösterilirler. Yoksa sizin Ergenekon adıyla bildiğiniz örgütte görev yapan elemanların hemen hepsi aslen ve fiilen TSK'nın veya çalıştıkları kamu kurumu neresi ise oranın elemanıdırlar. Ama evraklar gereğinde işleme konmak üzere hazırlanmış ve kişiler yakalandığı anda da dosyaların içine yerleştirilivermiştir!
     
    Yazık! AK Parti'nin altına alındığı hacr'in ilk meyvesi görüldü; ve TSK'yı da ondan cesaret alan mahkeme adıyla bilinen ama hukuk ile ilgisi olmayan kurulları da sivil siyasetin denetimine sokacak bir anayasa hazırlamaktan vaz geçti. Oysa Ergenekon diye bilinen dava ile ortaya dökülmeye başlayan gerçekler, belki de ilk kez sivil halka, siyaseti kendi denetimine alması için cesaret vermişti. Ama asker-sivil merkez seçkinleri uğradıkları kazanın sonuçlarını ve oluşan hasarı kontrolde son derece etkin ve becerikli davrandılar; davranıyorlar.
     
    Bugün "Ergenekon haberi" diye okuduğumuz şeylerin bile çoğu, Ergenekon davasının açtığı hasarı örtmek içindir.. Hatta daha kötüsü, bu hasar kontrol çabası, görünen o ki, bizzat Ergenekon iddianamesinin içine bile sızmış bulunuyor.
    8/11/2008

    Kim demiş bürokrasimizin kafası çalışmaz diye!?

    saat

     
    Haberi birlikte okuyalım:
     
    Gün ışığından daha fazla istifade etmek amacı ile yapılan yaz saati uygulamasının bütün yıla yayılması iki sene gecikecek. Enerji Bakanlığı'nın tasarrufu artırmak ve bu sayede elde edilen kazancı senenin tamamına yaymak amacıyla başlattığı girişim, Dışişleri Bakanlığı ile hava yolları, banka, borsa ve medya kuruluşlarının muhalefetine takılmıştı.
     
    Saatler iki yıl daha geri alınacak sonra 30 dakika ileride kalacak
     
    Dışişleri, Avrupa ile ilişkilerin bu durumdan olumsuz etkileneceğini öne sürerken, söz konusu sektörler de yurtdışı operasyonlarında büyük sıkıntı yaşayacaklarını dile getirmişlerdi. Enerji Bakanlığı, Dışişleri haricindeki muhalifleri ikna etmeyi başardı. Buna göre sektörlere adaptasyon için iki yıl mühlet verilecek.
     
    Ayrıca zaman diliminde esas alınan meridyen değiştirilecek. Bütün yıl boyunca GMT 2,5 saat dilimine geçilecek ve saatler, Ordu-Fatsa ve Gaziantep hattından geçen 37,5 derece doğu meridyeni referans alınarak ayarlanacak. Dolayısıyla Bakanlar Kurulu'nun onay vermesi halinde 2011 yılından itibaren saatler bu kez 'yarım saat' ileri alınacak ve bu haliyle bırakılacak.
     
    Sonra, yaz saati-kış saati.. her ne ise, uyguladığı saat ayarının dakika bölümü diğer uluslardan yarım saat ilerde (veya geride) olan ülkelerin listesine de şuradan bakalım:
     
     
    Şimdi düşünelim: Bu bürokrasinin Türkiye'yi bu kafayla hangi ülkeler ligine sokacağını anlamak için başka kanıta ihtiyaç var mı?
     
    Ulmarım hükumetin seçilmiş kanadı, ilk toplantıda bürokrasi kanadının suratına güler ve bu öneriyi de suratlarına fırlatır!
     
    Vah zavallı ülkem, vah!
    8/9/2008

    "Komutan değişti!" filan diye sevinenlere uyarı!

    TSK'nın ihtiyar borazanı (gerçi Fikret Bila da çok genç değil ama aşı ayırt etmek için belirtiyorum) Mehmet Ali Kışlalı, kendi kendine mi edindiği, yoksa atamayla mı kazandığını hala keşfedemediğim görevini yerine getiriyor ve bir binici değişmesiyle atın renginin değişmediğini anlatıyor. Gergi kullandığı terminoloji durumu tam anlatmıyor ama eğer siz TSK'nın ana misyonunun dış savunma olmadığını, sadece vesayetçi sistemi korumak olarak tanımlandığını biliyorsanız, Kışlalı'nın ifadelerinden, neyin neden değişmediğini çok iyi anlayabiliyorsunuz.
     
    Söz gelimi:
     
    "..TSK’nın iki görevi var: Bunlar Cumhuriyet’in ve anayasal rejimin korunmasıyla ilgili..."
     
    Veya:
     
    "... TSK’nın başına hangi komutan ve heyeti gelirse gelsin temel yaklaşımın kırmızı çizgilerinin muhafaza edilmesidir. Çünkü tüm TSK bu prensiplere göre yetişiyor..."
     
    Şu açıklamaya ne dersiniz:
     
    "..  Bu yanılgılara biraz da göreve gelen Genelkurmay Başkanlarının kişiliklerinden ileri gelen üslup farklılıkları sebep oluyor. Birbiri peşi sıra bu makamı üstlenen üç orgeneralin yaklaşımının farklılıklarının ardındaki değişmeyen temel prensipler dikkatten kaçıyor. Bunda biraz Hilmi Özkök’ün, kimi meslektaşlarım ve kimi silah arkadaşları tarafından tanımlanmasındaki vurgulama da rol oynadı. Medyaya zaman zaman ‘demokrat’ olarak sunuldu. Dönemi sonunda da kimi silah arkadaşınca yaklaşımı ‘TSK’ya ağırlık kaybettirdi’ olarak değerlendirildi. Oysa Hilmi Paşa esasta TSK’nın yasal misyonu ile ilgili ‘kırmızı çizgiler’in ne olduğunu hem hareketleri, hem de söylemiyle gerekli zeminde hep açıkça ortaya koymuştu..."
     
    Hilmi Paşa'yı AK Parti'ye üye yazmaya hazırlananlara ibretle duyurulur!
     
    8/8/2008

    Bir sevinç, bir sevinç... Sanki demokrasi geldi..

    Neymiş, AKP kapatılmamış! Nerede ise emekliye ayrılan Büyükanıtı'ı parti yönetimine alacaklar; yerine gelen Başbuğ'a da demokrasi ve özgürlük madalyası verecekler.
     
    Bence AKP kapatılmaktan beter edildi: hacr altına konuldu; kendi malını yani TBMM'deki gücünü kullanmaktan men edildi!
     
    Ama büyük yazarlarda ve onların Internet'teki yansımalarında bir umut, bir beklenti! Bugün yarın Genelkurmay'da kokteyle davet edilecekler:
     
    balayi1
     
    Bu arada asker-sivil laik-pozitivist merkez seçkinlerini aklamak için bir çaba ki, sormayın! Sanırsınız ki Ergenekon, bir takım kişilerin kurduğu bir dernektir ve herkesten bağımsız bir takım işler yapmıştır.
     
    Ergerekon'un TSK ile bağlantısı olmadığı gibi Ergenekon TSK'nın da düşmanıdır:
     
    balayi3
     
    Lakin TSK, AK Parti ve adalet erkimizin kahraman erleri savcılarımızla birlikte Ergenekon ile mücadele etmektedir:
     
    balayi2
     
    Ve bu arada kafa karıştırmak için ne mümkünse yapılıyor! Bu inci de bir Kürt sitesinden:
     
    balayi4
     
    Beyler; bayanlar; herşeyi bilen aslan gazeteciler; Ergenekon adı verilen ve sadece silah bulundurmak ve cinayete azmettirmek ve rüşvetçilikle suçlanan "terör" örgütü, Kemalist Korporatizm'in vesayet sistemini devam ettirmek için kurduğu, kullandığı tonla kuruluştan sadece kazara ortaya çıkmış olan biridir. Korporatizm ve ona vesayet gücünü veren silahlı üyeleri, şimdi bu kazayı, bizzat kendisinin yol açtığı hasarı tamir için kullanmaktadır.
     
    Hatta o kadar ki, Ergenekon iddianamesi bile bir hasar kontrol çabasının sonucudur.
     
    Haberlere bu şekilde bir "spin" vererek--yani yorumla--gerçekten olup bitene yön vereceğini sanmak, olsa olsa Ergenekon hakkında içinde vazgeçtim korporatizm veya faşizm kelimelerinden, "siyasal sistem" veya "vesayetçi demokrasi" ya da "Bonapartizm" ve hatta "Kemalizm" kelimeleri bile geçmeyen bir kitap yazıp, şimdi onun satışını arttırmaya çalışan uzmanlardan başkasına yaramaz!